Kangal’ın Karanlık köyünde doğan Malik Ecder Özdemir, Ankara’da okurken hep aklında doğduğu yer olan Sivas için bir şeyler yapmak vardı. Malik Ecder Özdemir, bu hayalini gerçekleştirmek için kendisi için büyük bir şans olan ağabeyi, eski Bakanlarımızdan Mahmut Özdemir’in siyaset okulundan çok şeyler öğrendiğinden bahsediyor. Bu anlamda çok geniş bir alanda mücadele veren Kangallı Milletvekili Malik Ecder Özdemir, uzun yıllar İnsan Hakları Komisyon üyeliğinde mücadele verdi. Şimdi ise Meclis İdari Amiri olarak Mecliste görev yapan, Kangallı Milletvekilimiz Mozaik okurları için Türkiye Büyük Millet Meclisi Yıldız Konuk Evi’de kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.
Siyaset bir meslek midir?
Hayır, ne meslektir, ne hobidir. Siyaseti sadece bir milletvekili olarak algılamamak gerekir. Yaşadığın çevrenin sorunlarına, ülkenin sorunlarına hassasiyet gösterilmektir. Siyaset kaba tarifle budur. Dernekte yapabilir, öğrenci ise öğrenci derneklerinde yapabilir. Bu milletvekili ya da bir siyasi partiye üye olmakla alakalı bir durum değildir. Ülke sorunlarıyla ilgilenmeye başlıyorsak, siyasetin içindeyiz demektedir.
Sizi siyasete iten etkenler nedir?
İçinde büyüdüğümüz ve ailemiz bir siyasetten geliyor. Rahmetli ağabeyim 1977’de Sivas’ta milletvekili oldu ve bakanlık yaptı. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen halen o dönemde Sivas’a ve Kangal’a yapılan hizmetlerden dolayı, insanlar hala Mahmut Özdemir’i şükranla anıyorlar. Ben hep iftiharla söylüyorum, Mahmut Özdemir’in siyaset okulunda büyüdüm. Siyaseti toplum adına insanlarınıza hizmet etmek adına, toprağınıza hizmet etmek adına bir yol olarak görmüşseniz, bence siyasetin güzel tarafındasınız demektir. Ben de siyaseti içinde doğup büyüdüğüm kültürden, hem de Mahmut Özdemir’den aldığımı iftiharla söylüyorum.
Mecliste iki dönem milletvekilisiniz, Bundan sonraki planlarınızı öğrenebilir miyiz?
Biz hep siyasetin meşekatlı tarafından geliyoruz. Ben iftiharla söylüyorum, şu anda mecliste iki dönem üst üste ön seçimle gelmiş tek milletvekiliyim. Bu sizin planlamanızdan çok, siyasette toplum sizi nasıl ve nerde görüyor onunla ilgili biraz. Toplum sizi, yorgun ve yıpranmış görüyorsa, siz neyi planlarsanız planlayın amacınıza ulaşamazsınız. Kendi adıma, İkinci dönemin ikinci yılındayım. Hizmet anlamında belki çok şey yapamıyoruz ama, iyi bir muhalefet yaptığıma inanıyorum. Sivas’ı temsil anlamında bir eksiklik olmadığını düşünüyorum. Kendimi Sivas’ta yapılması gerekenleri anlatmakla, Sivas’a hak görülen yanlışlıklar varsa bunların karşısında direnmekle yükümlü sayıyorum. Bu konuda da elimden geldiğince gayret etmeye özen gösteriyorum.
Şiddet olayları hep gündemde, mecliste de ara ara tartışmalar ve kavgalar yaşanıyor. Sizce mecliste yaşananlarla sokakta yaşananlar arasında bir etkileşim oluyor mu?
Bence, Meclis Türkiye’nin aynasıdır. Sokaktaki yaşamın birer parçasıyız. Biz de insanız ve yaşananlardan etkileniyoruz. Tabi ki bu durumdan en az etkilenmesi gereken siyasetçiler, ama giderek siyasetin dili sivrileşiyor. Artık giderek birbirini sevmekten uzaklaşmış, birbirine karşı hınçla dolu bir toplum yaratılıyor. Tabi bunu biraz da siyaset besliyor. Biraz da şuna benziyor, yumurta mı tavuktan çıkıyor, yoksa tavuk mu yumurtadan çıkıyor. Eğer bir ülkede Başbakan kindar ve dindar bir toplumdan bahsediyorsa ve insanları bu şekilde ayrıştırıyorsa, o ülkede barışın dilini konuşmak gerçekten zorlaşıyor. Bu ülkede Kürt kökenli yurttaşlarımızın sorunları var, Alevi vatandaşlarımızın sorunları var. Yıllardır ötelenen, horlanan, yok sayılan talepleri var. Ama bu talepler kavgalı bir ortamda değil, uzlaşma ortamıyla çözülmeli. Sayın Başbakan biz CHP olarak, dün kardeş olduğunuz Suriye ile bugün neden kavga noktasına geldiğiniz diye sorduğumuzda, bize verdiği cevap aynen şu; “Siz Esad’la aynı mezhepten olduğun için Esad’ı savunuyorsunuz” diyor. Böyle bakıldığında barışı konuşmak mümkün değil. Ne mecliste, ne sokakta. Tabi ki mecliste parlamentoya seçilmiş milletvekilleri, her zaman aklıselim, sağduyu ile barışın dilini konuşarak Türkiye yönetmeliler. Parlamento Türkiye’de yaşanan stresi dağıtıp, yumuşatmalı.
Sivas Davası hepimizin kalbinde kanayan bir yaradır. Maalesef bu dava zaman aşımına uğradı. Bundan sonra bu dava ile ilgili gelişmeleri sizlerden alabilir miyiz?
Çok fazla umutlu değilim, hepimiz istiyoruz. Gerçekten o katliamın gerçek sanıkları 20 yıl boyunca gerçek anlamda araştırabilmiş olsaydı, kabahatliler hak ettikleri cezayı çarptırabilmiş olsalardı, bunun toplumsal barışa katkısı büyük olacaktı. 20 yıl boyunca devlet üzerine düşen görevi yapmadı. Burada 35 yurttaşımız 8 saat boyunca esaret altında kaldılar ve devlet ayıbı olarak 8 saat boyunca hayatları kurtarılmadı. Bu olayın birinci sorumlusu devlettir. İkinci boyutu ise, aslında baktığımızda oradaki olay 2 Temmuz olayı Türkiye’de sadece Alevilere yapılmış bir katliam değil, Cumhuriyete karşı yapılmış bir ayaklanmadır. Bunun tespitini Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) yapacağına inanmıyorum. Arzu ediyorum, o olayı düzenleyenler olayın gerçek sorumluları adalet önüne çıkarılabilsinler ve o olay aydınlatılabilmiş olsun. O günden bu güne Madımağın müze olması talebi var. Sadece orada yaşamını yitirenlerin aileler değil, toplumun bütün kesimi bunu istiyor. Ben geçen dönem parlamentoya girdiğimde ilk kanun teklifim Madımağın müze olmasıyla ilgiliydi. Bu mücadelelerde son gelinen nokta ise, davada ne yazık ki zaman aşımı kararı çıktı. O karardan sonra Başbakan “Türk halkına hayırlı olsun” dedi. Böyle bir anlayıştan ne çıkabilir ki?
Şu an Kangal’ın sorunlarının başında Bakırtepe’de siyanürle altın arama ve Kangal’da Termik Santralin özelleştirilmesi geliyor. Sizin bu konudaki düşünceleriz nelerdir?
Geçmişteki tecrübelerimizden biliyoruz ki her özelleştirme bir talan demektir. Özelleştirme, Devlet malının satılması demektir. Her özelleştirme işsizlik demektir. Sivas’ta da üzülerek söylüyorum, Kangal Termik Santrali yoğun şekilde işçi çalıştıran ve elimizde kalan tek işletmedir. Orada yaklaşık 1400 yakın insan çalışıyor. Kangal Termik Santrali, 1978 yılında Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu dönemde, eski Genel Başkanımızın Sayın Deniz Baykal’ın enerji bakanı olduğu dönemde, Mahmut Özdemir Yerel Yönetim Bakanı olduğu zaman temelleri atıldı. O zamandan bu tarafa, Türkiye’nin en önemli kuruluşlarından bir tanesidir. Hükümetin şimdiye kadar özelleştirme politikasını biliyoruz. Kuruluşları sata sata bitiremediler. En son elimizde kalan Kangal Termik Santrali de hızlı bir şekilde özelleştirildi. İlk önce özelleştirilmesi gereken 17 tane termik santrallerden sonuncu ya da orta sıralarda iken, apar topar bir karar alarak, Resmi Gazetede özelleştirileceğini duyuruldu. Kangal Termik Santrali gibi kurumları satacaksın beldeleri kapatacaksın, köye hizmet götüremeyeceksin, sonrada çıkacaksın “Türkiye Dünyanın en çok büyüyen 20 ülkesinden birisidir” diyeceksin. Köyde yaşayan insanlar senin vatandaşın değil mi? Ayrıca siyanürle altın aramanın o çevrede insanın, doğanın, hayvanın, tabiatının nasıl tahrip edildiğini geçmişten biliyoruz. KDF’ye buradan teşekkür ediyorum. Kangal’a sahip çıkıp, öncülük ediyor. Mecliste dilimiz döndüğü kadar söyleyeceğiz. Hem Çetinkaya’da ki bu yanlışı toplumsal ayıbı TBMM’nin gündemine taşıyacağız. Bundan sonra da bu sorunların takipçisi olmaya devam edeceğiz.