Kangal’da Kutsal Mekanlar-2

Kangal’da Kutsal Mekanlar-2

Çoban Baba’nın mezarı, Alacahan beldesinde, belediye binasının arkasındadır. Mezarın yüksekliği bir metre civarındadır. Mezarın yanında bir kuşburnu ağacı vardır. Mezarın üzeri açıktır.

Bölge halkından alınan bilgiye göre Çoban Baba; Horasan’dan gelerek önce Darende’ye daha sonra da Alacahan’a yerleşmiştir. Asıl mesleği çobanlıktır. Aynı zamanda iyi bir de köpek eğiticisidir. Daha önceleri Kangal köpeği ve Kangal koyunu, Çoban Baba’nın köpeği ve koyunu şeklinde isimlendirilmiş. Menkıbeye göre Çoban Baba, çobanlık yaparken beyaz sakallı, nur yüzlü ve sarıklı ihtiyar bir dervişle karşılaşır. Bu Çoban Baba’dan karnını doyurmak için bir şeyler ister. Çoban Baba’dan belindeki ekmekten biraz vermesini talep eder. Çoban Baba da belindekinin ekmek değil tuzluk olduğunu söyleyince ihtiyar ısrar eder. Çoban Baba belindeki sargıyı açınca bir de ne görsün tandırdan yeni çıkmış bir ekmek. Bu olaya bir anlam veremeyen Çoban Baba “Bunda da bir hayır vardır” diyerek kuzulu koyunlardan birini tutup biraz süt sağmak ister. İhtiyar adam buna da karşı çıkarak; “O koyunu bırak, şu koyunu sağ” der. Çoban Baba: “Sizin gösterdiğiniz koyun kısır, sağmal değildir” diye cevap verir. İhtiyar söylediği koyunda ısrar edince Çoban Baba onun gösterdiği koyunu sağmaya başlar. Bir de ne görsün memelerinden bolca süt geliyor. Bunun üzerine Çoban Baba bu ihtiyarın “Hızır” olduğunu anlar, ancak herhangi bir şey söylemez. Bütün bunlardan sonra ihtiyar nur yüzlü adam Çoban Baba’ya dönerek: “Oğlum Allah seni velî kullarından etsin, Peygamberlere komşu eylesin” der ve oradan ayrılır (Kaya, 2012:328).

Belirtildiğine göre Çoban Baba’nın Hızır’la karşılaşmasından sonra kendisinde bir takım değişiklikler olur ve bazı kerametler göstermeye başlar.

Zamanla, Çoban Baba ile Hızır’ın karşılaştığı yerde bulunan “Karaoğlu Çeşmesi” kutsallaştırılmış ve her perşembe bu çeşmeden Zemzem aktığına inanılır hale gelinmiştir.

Ayrıca bu bölgeden hacca gidenlerin Çoban Baba’yı orada gördükleri ve onun velî bir insan olduğunu belirttikleri rivayet olunmaktadır (Özen, 2001:152).

Çoban Baba, Alacahan ve Kangal’ın diğer köylerinde tanındığı gibi komşu ilçe ve illerde de tanınmakta ve ziyaret edilmektedir. Çoban Baba; genellikle şu amaçlar için ziyaret edilir. Bölge insanı yağmur duasına çıkmak istediği zaman önce Çoban Baba’nın mezarına uğrayıp üç ihlas bir fatiha okur. Koyunlarda çiçek hastalığı görüldüğü vakit Çoban Baba’nın mezarına gelinerek bir miktar toprak alınıp tuza katılarak hayvanlara yalattırılır. Vücudunun herhangi bir yerinde cilt hastalığı bulunanlar, önce Çoban Baba’nın mezarını ziyaret ederler, daha sonra Karaoğlu Çeşmesinde abdest alarak bir miktar su içerler. Nazardan korunmak ve eve, ekine, bostana bolluk gelmesi için Çoban Baba’nın mezarı ziyaret edilir, oradan bir miktar toprak alınarak evin, bahçenin veya ekinin etrafına serpilir. Askere gidecekler işlerinin rast gelmesi, kısmet ve bahtlarının bağlandığına inanan gençlerin bundan kurtulup bir an önce kısmetlerinin açılması için Çoban Baba’ya giderek dua ve niyazda bulunurlar (Doymuş,1999:146).

ZİYARET

Bu ziyaret Beko-Akgedik köyü ile Oğlaklı-Zobular köyü arasında küçük bir tepenin yamacındadır. Ziyaret olarak adlandırılan bu yerde taş yığını şeklinde bir yapı oluşturulmuştur. Çevresinde de 6-7 tane ardıç ağacı vardır. Bu ağaçlarda kutsal olarak kabul edildiğinden kesilmemiştir. Çevre köyü halkı tarafından bu ziyaret senenin belirli günlerinde ziyaret edilerek kurbanlar kesilmekte toplu olarak yenilmektedir. Ziyaretin yanındaki ağacın dallarına da isteklerinin gerçekleşmesi için bez parçası bağlanmaktadır.

ALİ BABA

Ali Baba ziyareti, Yeşilkale Köyü’nün yaklaşık 45 km kuzeyindedir. Küçük bir tepenin üzerinde olan bu ziyaret yerinde herhangi bir mezar yoktur. Bölge insanı buradaki mezarın bakımsızlıktan dolayı kaybolduğu görüşündedir (Özen, 2001:151).

Keramet sahibi olan Ali Baba, Bakır Baba ve Çiçekli Baba’nın üç kardeş oldukları rivayet olunur. Önce Çorum’un Alaca ilçesine giderler. İki üç yıl gibi kısa bir müddet burada kaldıktan sonra Sivas’ın Kangal ilçesine gelirler ve üç farklı bölgeye yerleşirler (Kaya, 2012:325).

Ali Baba ziyareti, bölge insanı tarafından şu amaçlar doğrultusunda ziyaret edilmektedir. Havalar kurak gittiği zaman yağmur duası için buraya topluca çıkılıp kurbanlar kesilir ve dualar edilir. Kurban ve duadan sonra bir sürü koyun ile kuzunun karıştırılarak hayvanların karşılıklı olarak melemeleri sağlanır. Hıdırellez ve koç katımının olduğu günlerde kısmetleri kapalı olan genç kızlar köyün çobanına birer mendil verirler. Verilen bu mendillerin yedi gün, yedi defa bu tepenin etrafında dolandırılmasını ve daha sonra bir erkek çocuğu vasıtasıyla kendilerine ulaştırılmasını isterler. İlkbaharda ağrısı ve sızısı olanlar ilk gök gürlediği zaman adı geçen ziyarete çıkarak orada yuvarlanırlar (Doymuş, 1999:152).

YEL (SIZI) OCAĞI)

Yel Ocağı, Davulbaz köyündedir. Bu ocak mensupları, Kızıldeli Seyid Ali Sultan evlatlarındandır. Bu nedenle halk bu ocağa inanır ve saygı duyar.

Yürüyemeyen, dizi tutulan ve ağır romatizmalı olan hastalar bu ocağa tedavi (şifa) için gelirler. Yakında olanlar hayvan sırtlarında, uzakta olanlar ise, at ve kağnı arabalarıyla gelirler. Eğer uzak yerden gelmişlerse o evde bir gece misafir kalırlar Hastanın ağrıyan dizleri Ocakzadeler tarafından bir müddet ovalanır. Dualar okunur ve “El benden, sebep Allah’tan” denilir. Gelen hastaların birçokları bu ocakta şifa bulduklarını söylerler.

TEZVEREN BABA

Tezveren Baba türbesi, Kangal ilçe merkezinin kuzey batısında bulunan mezarlığın yukarı kısmında yer almaktadır. Mezarın çevresi kerpiç ve taşla çevrili olup üzerinde çaprazlama atılmış tahtalar vardır (Kaya, 2012: 342).

Halk arasında, burada yatan kişinin XVII. asırda Horasan’dan gelip Samut Baba ile yakın ilişki içinde olan bir velî olduğuna inanılmaktadır. Yaşlı insanlardan edinilen bilgiye göre bu velinin mezarı, daha önceleri küçük kubbeli bir yapı halinde imiş. Daha sonra buradaki taşların bir kısmı sökülerek diğer mezarlar için kullanılmış ve günümüzdeki şekle gelmiştir. Yatırın baş ucunda bulunan ve kutsal olarak kabul edilen çam ağacına yöre halkı yıllarca dilek ve isteklerinin kabul edilmesi için çaput bağlamışlardır. Ancak son yıllarda bu yapılanların hurafe ve günah olduğu düşüncesiyle ağaç ortadan kaldırılmıştır.

Yöre halkı, “Tezveren Baba”yı şu sebeplerden dolayı ziyaret etmektedir: Çocuğu olmayan kadınlar, perşembe akşamı yatsı namazından sonra bir bez bebek yapıp hazırlarlar. Ertesi gün erkeklerin cuma namazına gittikleri sırada, akşamdan hazırladıkları bezden yapılmış oyuncak bebeği yanlarına alarak Tezveren Baba’nın mezarına giderler. Sembolik olarak hazırlanmış bu bebeği Tezveren Baba’ya bağışlayıp mezarın üzerine bırakırlar ve gerçek bebek vermesini dilerler. Kısmeti açılmayıp evlenemeyen kızlar, perşembe günleri burayı ziyaret edip, “Kabrine geldim isteyerek atıldım, evime gittim ki satıldım.” şeklinde söyleyerek mezarın üzerine kapanıp toprağı yalarlar. Çeşitli sıkıntıları ve hastalıkları olanlar bu yatırın başına gelir dua eder, dilek ve isteklerini belirterek adak adarlar. Dileği gerçekleşenler adaklarını mezarın başında veya evde keserek pişirip dağıtırlar. Sütü gelmeyen lohusa kadınlar, “Tezveren Baba”ya giderek önce mum yakarlar, mezarın üzerindeki toprağı öptükten sonra bir miktar toprak alarak eve dönerler. Mezardan getirdikleri bu toprağı banyo suyuna katarak bununla yedi gün banyo yaparlar. Ayrıca asker ve gurbetçi yolu bekleyenler, yatırın başına gelerek dua ve niyazda bulunurlar. Yatırın çevresindeki kuşlara yem atarak “Tezveren Baba”ya hitaben, “onları bize tez kavuştur”, kuşlara hitaben de “selam götürün” derler (Doymuş, 1999: 134,135).

BAKIRTEPE

Bakırtepe ziyareti, Çetinkaya ve Divriği sınırları içerisindedir. Pınargözü, Elkondu, Eğricek, Bulak ve Dışlık köylerinin arazisi içerisinde yüksek bir tepededir. Bu ziyaret ile ilgili Hasan Kızıler dedenin anlatımları şöyledir; “Bizler hep ata ecdadımızdan beri Bakırtepe’yi kutsal bir ziyaret yeri olarak biliriz. Ziyaret için bu tepeye çıkarken çoğu kez dileklerimizin gerçekleşmesi için yalın ayakla çıkarız. Yağmur duası için çıktığımızda büyüklerimiz bize ‘kuru gidesiniz yaş gelesiniz’ derlerdi. Ziyaret sonrası mutlaka yağmur yağardı. Bu tepede kutsal bir kuyu vardır. İçerisinden ne kadar su alırsan al, tekrar dolar. Bu mübareğin suyu eksik olmaz. Kuyunun başındaki çam ağacına ziyaretçiler iplik bağlarlar. Bu tepede cemevi ve kurban kesip pişirmek için aş evimiz vardır. Tüm çevre köylüler tarafından bu tepenin ziyaretçisi hiç eksik olmaz.”

BALIKLI ÇERMİK

Balıklı çermik, Kangal’ın doğu istikametinde 15 kilometre uzaklıkta bulunan bir vadinin içindedir. Bu çermiğin suyunun sıcaklığı ve içinde insanlara şifa veren balıkların yaşaması Tanrı’nın bir lütfü olarak görüldüğünden, halk tarafından kutsal mekan olarak kabul görülmüştür. Halk arasında suyunun sıcaklığından dolayı “hamam” ismiyle bilinir. Hatta çermiğe komşu olan köylüler de “Hamam yolu” gibi mevki isimleri vardır. Kaplıcadaki havuzlarda bulunan yılanların, yılancık hastalığını tedavi ettiği için civar köylerde “Yılanlı Çermik” olarak bilinirdi. Yılan, adının insanlar üzerinde olumsuz etki yaratmasından dolayı, Balıklı Kaplıca olarak değiştirilmiştir. Önceleri harman sonu köylüler, bu kaplıcayı toplu olarak ziyaret eder, kurbanlar kesilir, topluca yenilir ve havuzlarda yıkanılarak köylerine dönülürdü. İl Özel İdaresi tarafından bu kaplıca üzerinde bir tesis inşa edilmesinden sonra, artık bu ritüellerde yapılmaz olmuştur.

YILANCIK OCAĞI

Yılancık ocağı, Gençali-Kellah köyünde Balo kahyaların evidir. Bu Ocak’tan Hasan Dede’nin anlatımları şöyledir, “Ocağımız yılancık ve mumbar (ağız kokusu) hastalıklarını iyileştiren bir ocaktır. Yılancık hastalığı bir nevi iltihaplanmadır. Kıl kalınlığında üç veya dört tane yılancık, gövdenin herhangi bir yerinde etin içine girer ve hareket ettikçe eti bıçak gibi keser. Bu kesilen yerler zamanla iltihaplaşır ve ileri bir aşamada kemiği de zedeler, hatta birbirinden ayırır. Doktorlar bu hastalığa çare bulamıyorlar. Hastalığı olanlar, buraya kurbanlarını alarak gelirler. Kurban ya kesilip köylüye dağıtılır, ya da pişirilerek herkesçe yenir. Biz hasta olan bölgeyi elimizi gezdirerek efsunlarız. Bu esnada, var olan yılancık ayetlerini okuruz. ‘El bizden, itikat sizden, inayet Cenab-ı Hakk’tan’ dedikten sonra misafiri evlerine geri göndeririz. İtikatlı olan insanlar mutlaka iyileşirler (Baran, 2011:187). Bu ocağa gelenler, yılancık hastalığından kurtulduğu gibi, afsunlanmış kili evlerinin etrafına serperek, eve yılan ve akrep girmeyeceğine inanır.

HOŞİRİK PINARI

Hoşirik Pınarı, Paşamçayırı- Abdaloğlu ile Tatlıpınar-Gavurharaba köylerinin arasındaki Çelebi deresinin yatağındadır. Bu pınar ile ilgili İlyas Karadağ’ın anlatımları şöyledir: “Hoşirik, aslında bir nevi cilt hastalığının adıdır. Deride küçük küçük sivilcelerin çıkması sonrası, kaşıntıyla beraber derinin kabuklanıp dökülmesi şeklindedir. Bu pınar da bu hastalığı tedavi ettiğinden dolayı ‘Hoşirik Pınarı’ adıyla söylenir. Hoşirik hastalığı olanlar bu pınara gelerek bir miktar suyundan içtikten sonra, normalde bu pınarın suyu acı olduğundan içilmez, pınarın içindeki çamurla yaralarının üzerine elleriyle sürülür. Bir müddet çamurla kaldıktan sonra yine bu pınarın suyuyla çamurlar temizlenir ve pansuman yapılır. Bu tedaviden sonra bu hastalıktan eser kalmaz.” Hoşirik hastalığından kurtulanlar, bu pınara kurban adarlar. Burada tüm köylülerin katılımıyla dualar edilerek kurban yenilir. Bu pınar suyunun şifalı oluşu ve bu hastalığı tedavi etmesi nedeniyle kutsal mekan olarak halk tarafından saygı görülür. Pınarın yanındaki çalılara gelen ziyaretçiler tarafından dileklerinin gerçekleşmesi için bez parçaları veya iplik bağlanır.

RUHSATİ BABA

Ruhsati Baba’nın mezarı, Deliktaş köyü mezarlığının ortasındadır. Mezarı mermerle yaptırılmıştır. Deliktaş bucağında 1835 yılında doğan aşık Ruhsatî’nin asıl ismi Mustafa’dır.

Ruhsatî’nin dedesi Tonus’tan gelmedir. Tonus’un şimdiki adı Altınyayla’dır. Anadolu’nun çeşitli yörelerini gezen Ruhsatî 1911 yılında (Diğer bir rivayete göre 1912) kendi köyünde ölmüştür. Küçük yaştan itibaren yoksulluğu nedeniyle çobanlık yapan Ruhsatî, içli ve duyarlı bir âşıktır.

Rivayete göre, Kertme (Ulaş’a bağlı) mezrasında uykuya dalan Ruhsatî’ye pirler tarafından “bade” verilir. Bade içtiğini de bir çok şiirinde dile getirmiştir. Bu hadiseden sonra çevrede Ruhsatî’ye “Hoca, Ruhsâtî, Aşık, Cehdî” denilmiş, hatta “deli ve serseri” diyenler de olmuştur. Şeyhinin Şakir Efendi olduğu şiirlerinden anlaşılmaktadır.

Yöre halkı Ruhsâtî Baba’yı veli bir zat olarak kabul etmektedir. Anlatıldığına göre, Turnalar, Kurmaç tepesinden gelip kavis alırlar. Kale mevkiinden geri dönerek Ruhsâtî Baba’nın mezarı üzerinde kanat çırptıktan sonra Darende tarafına doğru, Somuncu Baba’ya giderlermiş (Kaya, 2010:15).

SÜT PINARI

Süt Pınarı ziyareti Pınargözü köyünün üst tarafındadır. Bu pınarla ilgili Hanım Canbaz’ın anlatımları şöyledir; “Burası kaynak bir sudur. Buradan çıkan su iki tane değirmen döndürürdü. Sütü olmayan hanımlar kaynatmış oldukları hedikleri yanında getirerek, bir avuç doldurarak sağ omzundan arka tarafa saçar, birde sol omzundan arka tarafa saçar, bir kez de ağzına atar. Bu şekilde pınarın etrafında üç kez dolanarak ziyaretini tamamlar. Böylelikle sütü gelmeyen hanımların sütü gelir. Bu sebeple bu pınara halkımız arasında süt pınarı denmiştir.”

TATARMIŞ BABA

Tatarmış Baba’nın mezarı Deliktaş köyü içerisindedir. Mezarın bulunduğu yer eski bir kale kalıntısının yeri olarak bilinir. Burada yatan zatın bu kalenin komutanı olduğu görüşü yaygındır. Mezar dört köşeli olup taş ve kerpiçten yapılmıştır. Daha önceleri üzeri açıkken mezara en yakın evin sahibinin rüyasına girmesiyle, o kişi tarafından üzeri kapatılmıştır. Yöre halkının inancına göre, perşembe akşamları, kandil geceleri ve mübarek aylarda zaman zaman burada mum ışığına benzer bir ışık yanmaktadır.

Köylüler Tatarmış Baba’yı bir bereket kaynağı olarak görmektedirler.

 

İnsanlar, peynir, yağ ve ekmek gibi bütün yiyeceklerinin bereketli olması için, Tatarmış Baba’nın mezarından aldıkları toprağı evlerinin kilerlerine serperler. Hatta peynir ve yağ tenekelerini (bidonlarını) bizzat türbeye götürerek belirli bir süre orada bırakırlar (Doymuş, 1999: 144), (Kaya, 2012:341).

ŞERİFLER TEKKESİ

Şerifler Tekkesi, Deliktaş’a 5 kilometre, Başçayırı’na 3 kilometre uzaklıkta 1750 rakımlı yüksek bir tepenin üzerindedir. Bu tepe civar köylüler tarafından Şeriflerin Tekkesi veya Kızlar Ziyareti olarak bilinir. Burası üç metre uzunluğunda, iki metre genişliğinde etrafı çevrili ve üzeri demirle örtülü bir ziyaret yeridir. Demirlerin dört köşesinde kuşların su içmeleri için suluklar yapılmıştır (Özen, 2001:163).

Mezarın başında bir çam ağacı vardır. Bu ağaca hiç kimse zarar vermez. Burası Deliktaş köyünde Şeriflerin Tekkesi olarak bilinir. Ancak bazı civar köylerde “Kızlar Ziyareti” veya “Kızlar Tekkesi” şeklinde isimlendirenlere de rastlanmıştır. Kızlar denilmesinin nedeni de burada bir değil birden fazla kız evliyanın var olduğu inancıdır.

Bu ziyaret yerine de çocuğu olmayan veya olup da yaşamayan kadınlar gelerek dilek ve isteklerini belirtirler. Mümkünse kurban keserek niyazda bulunurlar. Ayrıca yağmur duası için gidildiği de rivayetler arasındadır (Doymuş, 1999:145).

ÇİÇEKLİ BABA

Çiçekli Baba ziyareti, Alacahan’a yaklaşık sekiz-dokuz kilometre uzaklıktaki bir kayalıktır. Ali ve Bakır Baba’nın kardeşi olarak bilinen Çiçekli Baba’nın adı geçen kayalıklarda yaşadığı, hazinesini de buralarda bir yere gömerek öldüğü, ancak kabrinin yerinin belli olmadığı rivayet edilmektedir. Halk arasında Çiçekli Baba’nın keramet ehli birisi olduğu ve kendisini Allah’a adadığı inancı yaygındır. Çiçekli Baba; bölge insanı tarafından eskiden olduğu kadar çok fazla ziyaret edilmez.

Genellikle bu ziyaret yerini, düşük yapan kadınlar ile doğumu zor olan hamileler ziyaret ederek dua ve niyazda bulunup dilek ve isteklerini belirtirler. Az da olsa yağmur duası için ziyaret edildiği de söylenmektedir (Kaya, 2012:328), (Doymuş, 1999:152).

PARPI OCAĞI

Zerk-Çaltepe’de Köseahmetler’in evi “Parpı Ocağı” olarak kabul edilirdi. Erkek ve dişi olan iki adet parpı taşının şiş olan yerlerde ağrıları giderdiğine inanılır. Parpı taşı 2 cm boyunda, 0,5 cm enindedir. Erkek olan parpı taşı gri, dişi olan ise beyaz renklidir.

Genelde “albüm” denilen hastalıklar da bu iki parpı taşı ağrıyan ve şiş olan bölgelere konulur. Adeta mıknatıs gibi vücuda yapışan bu iki parpı taşı, devamlı kendiliğinden hareket eder. Bir saate yakın bir zaman sonra yapışkanlık özelliğini yitirerek vücuttan düşer. Böylelikle tedavi tamamlanmış olur.

Bu parpı taşları 30’lu yılların sonlarına doğru, dişi olanı kendiliğinden parçalanır. Erkek olanı ise ocağa bağlı olan köylüler tarafından götürülür ve kaybolur. Kaybolan parpı taşlarıyla birlikte ocak da işlevini yitirir.

ZİYARET MAĞARASI

Ziyaret Mağarası, Mancılık köyünün takriben yedi-sekiz yüz metre doğu tarafına düşmektedir. Mağaranın içerisinde üç bölme vardır. Bölge insanı, Rum kilisesinin yıktırılıp harabe haline gelmesiyle “Şemmaz Pir”’in ruhunun o kiliseyi terk edip bu mağaraya geldiğine inanmaktadır. Bu inanç çevre köylüler tarafından kutsallaştırılmasına sebep olmuştur. Bu mağara eskiden daha çok Ermeni kökenli vatandaşlar tarafından ziyaret edilirmiş. Ancak Müslümanların da ziyaret ettikleri olurmuş. Cumhuriyet döneminde bölgede Ermeni nüfusun gittikçe azalması sonucu, bu mağara sadece Müslümanların gidip geldiği bir ziyaret yeri haline gelmiştir.

Başta Mancılık köyü olmak üzere bu ziyaret yerini bilen çevre köylüler şu amaçlar için ziyaret etmektedirler:

Zaruk Durna ziyaret sebeplerini şöyle anlatır: “Şemmaz Pir”’i ziyaret eden herkes orada şifa bulmuştur. Öyle ki oraya yürüyerek gelemeyip kağnı ve araba ile getirilen nice hastalar belirli ölçüde şifa bulup fayda görmüşlerdir. Felç geçiren, dili tutulan ve ağzı eğilen hastalar bu mağaraya gelerek “Şemmaz Pir”in ruhundan yardım isterler.

Çocuğu olmayan veya olup da sütü gelmeyenler bu mağarayı ziyaret ederek mağaranın içinden bir iki avuç toprak alıp bal ile karıştırırlar. Aç karna olmak üzere yirmi bir gün bu karışımdan yalarlar. Herhangi bir dilek ve isteği olanlar, dileklerinin yerine gelmesi için bu mağaraya gelerek mağarada bulunan küçük yassı taşları büyük taşlara tutturmaya çalışırlar. Bu taşlar yapışırsa dileğin kabul edildiğine inanılır (Doymuş, 1999:166).

KOÇANDAĞI ZİYARETİ

Koçandağı Ziyareti, Kızıldikme köyünün batı tarafında ve köye göre yedi-sekiz yüz metre yükseklikte bir dağdır. Tam karşısında “küçük ziyaret” diye adlandırılan bir dağ daha vardır. Köy bu iki dağ arasına yerleşmiştir. Koçandağı ziyaret yeri, “Koçan” adındaki bir şahıstan kaldığı rivayet edilmektedir. Menkıbeye göre, bu dağın eteğinde evi olan “Koçan”, çobanlık yaparak geçimini sağlarmış. Dağın eteğindeki çeşmenin adı da buradan gelmektedir. Köylülere göre bu çeşme çok eskiden beri Koçan pınarı olarak bilinmektedir.

Gerek Koçandağı ziyareti, gerekse karşısındaki küçük ziyaretin bölge insanınca kutsal kabul edilip ziyaret edilir hale gelmesinin iki nedeni vardır (Özen, 2001:160).

Diğer bir sebep de şu şekilde açıklanmaktadır. Köylülere göre yıllardır bu köyde katillik olmamıştır. Bunun sebebi de bu iki ziyaret yerinin ortasında bulunmasıdır. Köylüler köyde büyük kavga olduğu zaman bu ziyaretlerin araya girdiğine inanmaktadırlar. Olmadığına inananlar varsa da çoğunluğun inancına göre bu ziyaretlerde birer “yatır” bulunmaktadır. Hatta bu yatırlar kardeştirler. Ancak bu yatırların yerleri belli değildir. Kavga halinde bu yatırların ruhlarının insanları sakinleştirdiğine ve atılan kurşunlara göğüslerini gerdiklerine inanılmaktadır. Diğer ziyaret yerlerinde olduğu gibi havalar kurak gittiği zaman yağmur duası için Koçandağı’na çıkıldığı ve kurbanlar kesilip dualar yapıldığı belirtilmektedir. Ayrıca çocuğu olmayan kadınların, kısmeti kapalı olan genç kızların önce Koçandağı ziyaretine sonra da küçük ziyarete gittikleri ve oraya gidenlerin birer mum yakarak taş tutturdukları, taşlar tutarsa dileklerinin kabul olduğu şeklinde rivayetler vardır (Doymuş, 1999:156).

ŞEMMAZ PİR

Şemmaz Pir Ziyareti, Akçakale köyünün yaklaşık üç yüz metre batı tarafında yer alır. Burasının mağaradan yapılma bir kilise olduğu hakkındaki rivayetler ağır basmaktadır. Akçakaleliler burayı “mağara” diye isimlendirirken bazıları da “kale” diye isimlendirmektedirler.

Yerden yüksekliği 25-30 metre civarında olan ve Şemmaz Pir diye adlandırılan bu mağaranın doğusunda Battal Gazi’nin zindanı vardır. Normal olarak mağaraya çıkmak çok zordur. Eskiden (Ermeniler döneminde) katran ağacından yapılma bir merdivenle çıkılırmış (Özen, 2001:163).

Köylülerden alınan bilgiye göre mağaranın içerisinde Hz. İsa ve Hz. Meryem’e ait oyma resimler varmış. Hz. İsa’nın burada dünyaya geldiğine dair inanç, mağarayı bölge insanı nezdinde kutsallaştırmıştır. Şemmaz Pir, Battal Gazi’nin silah arkadaşı olarak kabul edilmektedir. Yine köylüler arasında Şemmaz Pir’in ruhunun bu mağarada sürekli ibadet ve taatla meşgul olduğu inancı yaygındır. Şemmaz Pir’e çocuğu olmayan kadınlar, çocuk sahibi olabilmek için giderek dua ederler. Ayrıca herhangi bir yerinde cilt hastalığı olanlar özellikle bahar aylarının çarşamba günleri bu mağarayı ziyaret ederler. Ziyaret esnasında oradan aldıkları toprağı rahatsız oldukları uzuvlara sürerler (Doymuş, 1999:156).

KAYNAKÇA

1. ARTUN, Prof. Dr. Erman, Uluslararası Türk Dünyası İnanç Önderleri Kongresi, Türksev Yayınları, Ankara 2002

2.BARAN, Mamo, Koçgiri, Seresur Yayınları, Ankara, 2011

3.CILGA, Hüseyin, Samut Baba, Kangal Dernekler Federasyonu Yayınları, İstanbul, 2006

4.ÇİLTAŞ, Süleyman, Zöre Zöre, Can Yayınları, İstanbul, 2000

5.DOYMUŞ, Ergin, Her Yönüyle Kangal, Dilek Matbaası, Sivas, 1999

6.GÖKBEL, Prof. Dr. Ahmet, Kangal Yöresinde Ziyaret Yerleri ile İlgili İnanışlar, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Yayınları, Sayı: 7, Ankara, 1998

7.GÜMÜŞOĞLU, Dursun, Doç. Dr. Hamiye DURAN, Hacı Bektaş Veli Velayetname, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2010

8. GÜMÜŞOĞLU, Dursun, Anadolu’da Bir Köy Eskikonak, Ardıç Yayınları, Ankara, 2004

9. GÜNDOĞDU, Otman Baba, Bektaşi Menkıbeleri, Ayyıldız Yayınları, Ankara, 1991

10. KAFESOĞLU, Prof. Dr. İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1998

11. KAYA, Doç. Dr. Doğan, Sivas’ta Yatırlar ve Ziyaret Yerleri, Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, Sivas, 2012

12. KAYA, Doç. Dr. Doğan, Aşık Ruhsati, Sivas Belediyesi Yayınları, Sivas, 2010

13. MOZAİK Dergisi, Kangal Dernekler Federasyonu Yayınları, İstanbul, 2012

14. OCAK, Prof. Dr. Ahmet Yaşar, Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menakıpnameler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2010

15. OCAK, Prof. Dr. Ahmet Yaşar, Bektaşi Menkabelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri, Enderun Kitabevi, İstanbul,1983

16. OCAK, Prof. Dr. Ahmet Yaşar, Türk Halk Edebiyatında Evliya Menkıbeleri, Ankara, 1984

17.ÖZEN, Kutlu, Sivas Efsaneleri, Dilek Matbaası, Sivas, 2001

18.REFİK, Ahmet, Aşıkpaşazade Tarihinden Seçmeler, Ahmet Sait Matbaası, İstanbul, 1933

19.TEZCAN, Mahmut, Kültürel Antropoloji, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Yayınları, Ankara, 1996

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir