Kangal Fıkraları -2

Kangal Fıkraları -2

Dördüncü sayımızda ki ”Kangal Fıkraları” yazımıza, okuyucularımız tarafından olumlu eleştiriler aldık. Bizlerde bu sayımızda da Kangal Fıkralarına devam ediyoruz. Kangal toprakları, fıkralar konusunda çok zengin bir coğrafya.Her geçen gün yeni yeni fıkralar derliyoruz.

Bu sayımızda da yine Karanlıklı Pirzo’dan bir fıkra yazdık. Ayrıca Dağönü-Şako köyünden lakabı ”Zorto” olan Hüseyin Sarıtaş’ın fıkralarından iki tanesine de yer verdik. Bu vesile ile, Karanlıklı Pirzo ve Hüseyin Sarıtaş’ı saygıyla ve rahmetle anıyoruz. Karabel’in tarihini ve kültürünü araştıran Hüseyin Düzenli ve Yusuf Budak dostlarımızı da buradan kutlamak istiyorum.

Tüm okurlarımıza fıkra tadında güzel günler dilerim.

Eşitlik

Dağönü-Şako köyünden Hüseyin Sarıtaş, iri yarı, çok güçlü birisidir. Bir gün odun yüklü kağnısı bir dereye düşer. Öküzlerden birisi kağnıyı hiç çekmez.Öküzleri tek tek koşar, yine de bir sonuç alamaz. En sonunda kendisi kağnıya koşulmaya karar verir. Öküzlerin çobanına şöyle der;
-Bir modul bana, bir modul da öküze dürteceksin, der.
Çoban, modulu önce öküze dürter, lakin Hüseyin Sarıtaş’a kıyamaz. Hüseyin Sarıtaş, kağnıdan sinirli bir şekilde çıkar ve çobanın ensesine okkalı bir tokat vurur. Tekrar arabaya koşulur.
Canı yanan çoban, önce öküze sonra da Hüseyin Sarıtaş’ın ensesine sert bir modul çakar. Ve araba da dereden çıkar.
Hüseyin Sarıtaş, çobana dönerek;
-Ayrım yapmak yok ha.

Sen Uyu

Zerk-Çaltepe köyünden Abbas Arı, kışın köy odasında okunan Hazret-i. Ali’nin cenk kitaplarını dinler. O anda Hayber Kalesi’nin fethedildiği ve Hazret-i Ali’nin Haber Kalesi’nin kapısını kırdığı bölüm okunduğu sırada, uykuya dalar.
Çok kısa bir müddet sonra uyandığında, halen o bölümün okunduğunu düşünerek, yüksek sesle Hz. Ali’ye hitaben;
-Hay mübarek hay, der.
Orada bulunanlar,Abbas Arı’nın uyukladığının farkına varınca şöyle söylerler;
-Abbas Onbaşı, sen rahatına bak, o bölüm okununca biz seni uyandırırız. O zaman tekrar söylersin.

Hepsi Bu

Mamaş-Soğukpınar köyünden Ahmet Ede (Saçlı), tarlasında ekin biçerken, bir an Kangal’da mahkemesi olduğunu hatırlar. Hemen işini bırakarak apar topar koşarak Kangal’a gider ve son anda duruşmaya yetişir.
Duruşmada hâkim bakar ki; üzerinde beyaz bir içlik ve altlık, hemen uyarır;
-Böyle gecelikle duruşmaya gelinir mi?
Ahmet Ede’de kendinden emin bir tavırla cevap verir;
-Hâkim bey, ben devamlı bunları giyerim, geceliği de bu, gündüzlüğü de bu.

Seni mi Yolladılar?

Kangal Ağası, akşama tüm eş ve dostlarını akşam yemeğe davet etmeyi planlar. Yanında çalışanları davet için evlere gönderir. Mahmut Ağa’ya davet için de Pirzo’yu görevlendirir ve der ki;
– Pirzo, bu akşam için Mahmut Ağa’yı bize çağır, der.
Pirzo’da bu tür, işlere pek ilgi duymadığından gönülsüzce gider. Mahmut Ağa’ya;
-Ağam, bu akşam Kangal Ağa’sına davetlisiniz, der.
Mahmut Ağa da, Pirzo’nun yüzündeki ifadeden, kızgın olduğunu anlar ve yarenlik olsun diye şöyle der;
– Pirzo, başka adam bulamadılar da seni mi yolladılar? der.
Zaten kızgın olan Pirzo;
-Ağam, diğer adamları adamlara yolladılar, beni de sana yolladılar.

Toplayın

Zerk-Çaltepe köyünden Veli Tekdal, ”Harmanyeri” mevkiindeki tarlasında ekin biçerken, köydenöğle yemeği gelir.
Veli Tekdal, çok acıktığı için hemen gelen bulgur pilavını açık yufka ekmeğinin üzerine boşaltır. Birer parça yufka ile, üç adet parmağını kullanarak “Kazayağı” denilen lokmalarla, bulgur pilavını hızlı hızlı yemeye başlar.
Hemen o anda bulgur pilavının üzerini karıncalar kaplar.
Veli Tekdal, karıncalara hiç aldırış etmeden, yufka ile lokmaları ağzına götürürken, bir taraftan da karıncalara şöyle seslenir;
-Toplayın kıçlarınızı, dar delikten geçeceksiniz.

Yön

Çağlıcaören-Keçeciler köyünden Hüseyin Garip , bir gün Zara’ya gitmek üzere yola çıkar. Yolda çok yorulur ve biraz uyumak ister. Uyurken, yönünü şaşırmamak için Zara’ya doğru yatar. Uyandığında yattığı yönüne doğru yürümeye devam eder. Uyku esnasında yönünü değiştirmiş olacak ki, kendi köyünün karşısına gelir ve şöyle seslenir;
-Şu Zara’ya bak, tıpkı bizim köy gibi.

Yeni Yazı

1 Kasım 1928 tarihinde Osmanlıcadan yeni Latin harflerine geçildikten sonra Zerk-Çaltepe köyüne Latin harfleriyle basılmış bir gazete gelir. Köy odasında bu gazete elden ele dolaşarak merakla incelenir. Okur-yazar olanlar yazının şeklini, okur-yazar olmayanlar da ne olduğunu merak ettiğinden dikkatle incelerler.
Osmanlıca yazıyı okuyup yazabilen Veli Arı ile Hasan Palancı daha pür dikkat incelerler.
Hasan Palancı, Veli Arı’ya der ki;
-Veli Ağa, ben bu yeni yazıyı çözdüm, çok da kolay. Çek aşağı, çek yukarı, sonra kuyruğunu kıvır koy ver.

İyilik

Dağönü-Şako köyünde bir tek radyo, Hüseyin Sarıtaş’da vardır. Her nereye gitse radyoyu yanında götürür.
Bir gün tarladayken yağmur yağar ve Hüseyin Sarıtaş da, radyosu da ıslanır. Hemen eve gider. Eşi sobayı yakmıştır. Önce kendini kurutur, radyosunu da sobanın yanına kor ve der ki;
-Akşama kadar çalıp söylediler. Onlarda biraz ısınsın.
Bir süre sonra radyoyu açar ve ses soluk yok, kızgın ifade ile şöyle der;
-Bunlara iyilik de yaramıyor.

Farklı Hastalık

Zerk-Çaltepe köyünden Veli Arı hasta yatmaktadır. Kızı Elife Arı Cılga’nın dikkatini çeker ve babasına sorar;
-Baba, herkes hasta olduğu zaman ekmekten, aştan kesiliyor. Oysa senin iştahın çok iyi, neden?
Veli Arı da gülerek cevaplar;
-Kızım, benimki yediren ağrı.

Azık

Bayındır köyünden Mehmet Ali, kendi köyünün hayvanlarına çobanlık yapmaktadır. Her gün bir evden kendisine azık gelmektedir.Mehmet Ali’de daha hayvanları harman yerinde yaylıma çıkarmadan gelen azığını hemen yer. Azığı getiren komşusu sorar;
-Peki azığını şimdi yedin, akşama ne yapacaksın?
Mehmet Ali’de hemen cevap verir;
-Sırtımda taşıyacağıma, midemde dursun.

Gözlük

Zerk-Çaltepe köyünden Taman Doğan, görme zorluğu yaşadığı için oğulları Cuma ve Abbas tarafından göz doktoruna götürülür. Doktor, önce Taman Doğan’ı muayene eder. Daha sonra gözlük vermek için, merceklerle gözlük numarasını tespit etmeye çalışır. Gözüne önce bir numara mercek takarak karşıdaki harfi gösterir ve sorar;
-Teyze, bu hangi harf?
Taman Arı da;
-A mı desem, b mi desem.
Doktor, Taman Arı’nın okuma yazma bilmediğini düşündüğünden, e harfini göstererek şöyle sorar;
-Teyze, bak bu tırmık. Tırmığın dişleri yukarı mı bakıyor, aşağı mı bakıyor?
Taman Arı yine aynı sözleri tekrarlar;
-Aşağı mı desem, Yukarı mı desem.
Doktorda son kararını verir;
-Ben bu gözlüğü sana versem mi, vermesem mi?

Dil Kursu

Kangal’ın Karabel coğrafyası içinde kalan dokuz köyde, anadil olarak Zazaca konuşulur. Bu coğrafyanın tam ortasında olan bir tek Gençali-Kellah köyü Türkçe konuşur. Zazaca konuşan bu köylüler askere gitmeden önce, Türkçeyi Gençali-Kellah’ta öğrenirler ve öyle askere giderler.
Yine Türkçeyi bu köyden öğrenen Dereköylü Mehmet Karakaş, bir gün askere gider. Askerde bir yapı inşaatında çalışırken, çavuşu yukarıdan kendisine; bana oradan 5’e 10 ver, ince lata ver, kalas ver, gibi isteklerine sadece bakmakla yetinir. Sinirlenen çavuş aşağıya inerek Mehmet Karakaş’ı bir güzelce döver ve der ki;
-Sen benim emirlerime ne için itaat etmiyorsun?
Mehmet Karakaşta ne istediğini anlamadığını söyleyince, çavuşta yerdeki istediği malzemeyi gösterir. O zaman Mehmet Karakaş, çavuşuna der ki;
-Çavuşum, benim öğrendiğim kadarıyla bunların adı “tahta” der.
Mehmet Karakaş, akşam hemen annesine mektup yazdırır;
-Anne, bizim köyün gençlerine söyle, sakın ola ki Kellah’ın Türkçesine güvenip askere gelmesinler. Çünkü burada bir geçerliliği yok, üstelik de bir sürü de sopa yerler.

Ne Ağacı?

Zerk-Çaltepe köyünden Musa Karadağ ile Hamza Şimşir ”Güngörmez” mevkiinden yaya olarak köye gelirlerken , yolda bir çoban deyneği bulurlar.
Deyneğin ağacının cinsinin ne olduğunu konusunda, bir türlü anlaşamazlar.
Musa Karadağ, deyneğe ”gürgen” Hamza Şimşir ise ”pelit” der.
Köye gelene kadar bir saatlik yaya yolu, bu tartışma ile geçer.
Köyün girişinde Musa Karadağ, deyneğin ağacının” pelit” olduğuna dair görüşü kabullenir gibi olur, ama fikrinden vazgeçmemek adına son noktayı koyar, der ki;
-Pelit olmaya pelit ama, yine de gürgen.

Beddua

Dereköy de Mehmet Karakaş’ın çok cesur bir Kangal köpeği vardır. Bir gün koyun sürüsüne bir kurt gelir. Tabi ki Mehmet Karakaş’ın köpeği de kurdun peşine gider. Dereköy’ün bitişiğindeki Gençali-Kellah köyünün arazisinin çıkışına kadar, kurdu kovalar. O anda üç-dört kadar kurt, köpeği aralarına alarak boğarlar. Köpeğin sahibi Elif Karakaş köpeğin boğulduğunu duyunca başlar beddualar yağdırmaya;
-Ocağın bata kurt, kapın kilitlene kurt, kara kanlar kusasın kurt, diyerek dövünmeye başlar.
Bunları izleyen Mehmet Karakaş da bedduaları biraz abartılı bulmuş olacak ki hanımına şöyle der;
-Gız karı, bizim itin bunda hiç mi kabahati yok. İt, senin Kellah’ta ne işin var.

Kime Sattın

Zerk-Çaltepe köyünden Balı Tuna, kağnısıyla Sivas’a buğday satmaya gider. Sivas’ta buğday pazarında simsarlardan birisine buğdayını veresiye olarak satar. Kağnısını boş gören köylüsü sorar;
-Balı Paşa, buğdayı kaça verdin? diye sorar.
Balı Tuna da buğdaylarını veresiye sattığını söyleyince köylüsü;
-Peki, sen bu adamı nasıl bulacaksın?
Balı Tuna da kendinden bir emin tavırla;
-Adamı görsem tanırım, çünkü alnında bir tane çıban vardı.

Beni Yaz

Zerk-Çaltepe köyünde ”Güngörmez” mevkiinde ekin biçen genç bir kız, tarlasının yanında ki ziyaret olan Güzide Ana Düşeği’ne niyazda bulunarak yalvarır;
-Gurban olduğum, beni de sevdiğime yaz.
Bu yakarış içten ve sesli olmalı ki, biraz ileride ekin biçen ve bu duayı duyan Seyit Bakır, uzaklardan ve kayıptan bir nida ile seslenir;
-Yazdım kızım, yazdım.

Poyraz

Zerk-Çaltepe köyünden Ali Sarıkaya bir gün savurmalı harman makinesi satın alır. Harman zamanı o günlerde poyraz rüzgarı çok fazla estiği için, köylülerde harmanlarını para vermemek için yaba ile kendileri savurulurlar.
Ali Sarıkaya, iş yapamayınca kızarak şöyle söyler;
-Şu poyrazın estiği deliği bulsam da, hemen kapasam.

Yeri Belli

Zerk-Çaltepe köyünden Ahmet Şimşir, tarlasını karasabanla herk yapar. Ertesi gün de tekrar herk’e devam edeceği için karabasanın çift demirini tarlanın bir köşesine gömerek saklar. Sabah tarlaya geldiğin de bir hayli aramasına rağmen, çift demirini bulamaz.
Bunu fark eden tarla komşuları sorar;
-Ahmet Emmi, ne arıyorsun, gömdüğün yeri bilmiyor musun?
Ahmet Şimşir’de kızgın bir ifadeyle;
-Dün şurada ki kara bulutunun altına gömmüştüm, şimdi ne karabulut var, ne de çift demiri.

Radyo

Zerk-Çaltepe köyünden Keziban Karataş’a damadı Hasan Nurtaş, Hollanda’dan bir radyo getirir.
Radyoyu birkaç gün dinleyen Keziban Karataş, damadına der ki;
-Hasan, ben bu radyoyu beğenmedim, bana komşunun radyosunun aynısından getir, çünkü o güzel türküler söylüyor.

Milli Piyango

Zerk-Çaltepe köyünden bir grup köylü, alışveriş yapmak için yaya olarak Kangal’a giderler. O gün yılbaşı arifesi olduğu için şanslarını denemek adına birer milli piyango bileti satın alırlar. Köy dönüşünde yolda bilet sahipleri başlar hayal kurmaya. Köylüler; tarla alırım, koyun alırım, öküz alırım gibi hayaller kurarlar.
Ali Sarıkaya’da der ki;
-Bana para çıksa bir dam dolusu tütün alırım. Önüne de otururum doyasıya içerim.

Tembih

Mescit köyünden Beser Ana’nın çok sevdiği biricik torunu Aziz Dede, bir gün arkadaşlarıyla birlikte Balıklı Kaplıca’ya yıkanmaya giderler.
Beser Ana da, torununa tembihte bulunur.
-Aziz, kendine dikkat et, eğer boğulur gelirsen vallaha seni öldürürüm.

Tartışma

Zerk-Çaltepe köyünde Aşağı Değirmen’de sıra yüzünden Zerklilerle, Davulbazlı köylüler arasında tartışma çıkar.
Değirmenin sahibi Hacı Tunç, tartışmayı yatıştırmak için Davulbazlılara hitaben;
-Tartışmayın komşular, yarın değirmeni Davulbaz’a getireceğim.

Ağrı

Zerk-Çaltepe köyünden Kara Veli Tunç, bir gün hastalanarak doktora gider. Doktor da tedavi için iğne yazar. Köyden askerlikte sıhhiye çavuş olan Haydar Bayrak’ta iğnesini yapar. İğne yapılırken Kara Veli Tunç, sinirli bir şekilde şöyle der;
-Seferberlikte Yunan’ın attığı kurşunu yediğimde, canım bu kadar yanmamıştı.

Geçim

Malatya’dan gelen Hüseyin Güzel’le, Sivas’tan gelen Süleyman Solak, eski Sivas yolu üzerindeki “Çökelik” durağında aynı anda otobüsten inerek karşılaşırlar. İkisi de beraberce Mamaş-Soğukpınar köyüne doğru yaya olarak yola koyulurlar.
Yolda Süleyman Solak, Hüseyin Güzel’in sepetindeki eriklerden birer ikişer çaktırmadan ağzına atar.
Sohbet esnasında Hüseyin Güzel, Süleyman Solak’a hal hatır ve geçimini sorar. Süleyman Solak’ta aldığı maaşla zar zor geçindiğini söyler.
Hüseyin Güzel’de:
-Hele, erik yiyişinden belli.

Namaz

Zerk-Çaltepe köyünden Veli Arı, Kangal’a alışveriş yapmaya gider. Alışverişini bitirdikten sonra kahvehanede Kangallı arkadaşlarıyla iskambil oynarlar. Oyuna öyle kendilerini kaptırırlar ki, ezan sesini duyar duymaz hemen oyunu bırakırlar ve Cuma namazını kılmak için camiye koşarlar.
Arkadaşı Veli Arı’ya sorar:
-Veli Ağa, abdest almış mıydın?
Veli Arı’da acelece cevaplar:
-Bu seferlikte böyle olsun.

KAYNAKÇA

CILGA, Hüseyin, Tarihi Kültürü ve Folkloruyla Kangal, Kangal Dernekler Federasyonu Yayınları, İstanbul, 2014
ÇİLTAŞ, Süleyman, Binboğalı Son Kökçüler, Can Yayınları, İstanbul, 1995
DÜZENLİ, Hüseyin, Karabel’in Tarihi ve Kanlı Aşireti II. Yazıt Yayınları, İstanbul, 2007
DÜZENLİ, Hüseyin, Karabel’in Tarihi III. ve Yayla Şenliği I. Kay-Kef Yayınları, İstanbul,2007

1 Comment

  1. nuri karabulut dedi ki:

    fikralariniz, bölge halkinin birzaman dilimi icindeki bilinc düzeyini ve sosyolojik yapisini, yasam biciminini anlatan cok önemli ip uclari vermektedir.Bu fikralari okuyurp gülerken ,verilen mesaji anlamazsak bosuna okumus oluruz.Elbette önemli nüktelerde var.Bence öneli olan cumhuriyet döneminde bile halkin bilgisiz ve bilincsiz olduguna dair önemli ip uclar vermektedir.insallah mesaj alinmistir yüreginize ve kaleminize saglik.nuri karabulut

nuri karabulut için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir