sıkıntılı anlarında söyleyen bir söz
veya bir cümle bizlerde bir anlık
tebessüm yaratır. Bu sözlerin altında keskin
zeka ve hazır cevaplılık yatar.
Söylenen cümleler halkın
belleklerine öyle yerleşir ki gün-
lük yaşam içinde, anlatılmak
istenen konuyu daha anlaşılır hale
getirmek için bu cümlelerle
vurgulanır.
Bu anlatımlar, (yaşanan
olaylar) zamanla söylene söylene
fıkra haline dönüşür. Hatta o
fıkranın sonundaki söylenen
sözler, deyim haline gelir.
Kangal fıkralarımızda Bektaşi
babasının ince hiciv içeren sözünü
ve Nasrettin Hoca’nın nüktedan
yorumlarının tadını bulursunuz.
İşte yığınla derlenmiş Kangal
fıkralarımızdan birisi;
Karanlık Köyü’nden Pirzo ile
Kangal ağasının çok iyi
diyalogları vardır. Her mecliste,
karşılıklı atışlar ama birbir-
lerinin sözlerini kesinlikle yukarı
almazlar. Orada bulunanlar bu
sohbetten hoş bir vakit geçirirler.
O sohbette Pirzo yoksa hemen bir
kişi yollar çağırtırlarmış.
Yine böyle bir mecliste Kangal
ağası Pirzo’ya sorar,
– Söyle bakalım Pirzo, İslam’ın
şartı kaçtır?
– Altıdır ağam.
Kangal ağası bu cevap
karşında kendisinin bildiği şart-
lardan bir tane daha fazla söyleyince
– Say bakalım
Pirzo başlar saymaya,
– Savm, Salat, Hac, Zekat,
Kelime-i Şehadet etti beş,
altıncısı da “kış günü evden çıkmamak” .
Kangal ağası bu cevap
karşısında bir an düşünür.
Pirzo’yu Gürün’e “Kervanbaşı”
olarak işe göndereceğini
hatırlayınca, o kış günü kervan
işini iptal eder.
Pirzo söylediği bir kelimeyle o günün
deyimiyle “bir dam boyu
karın yağdığı günler” çileli yolcu-
luğundan kurtulmuş olur.
Bu anlattığımız fıkranın
üzerinden bir asıra yakın bir
zaman geçmesine rağmen hemen
hemen her köyde anlatılır hale
gelmiştir.
Hepimize fıkra tadında mutlu ve neşeli günler dilerim.