Samut Baba Tekkesi, Kangal’a 12 km uzaklıktaki Tekke köyündedir. Samut Baba’nın mezarının bulunduğu türbe, köyün kuzey yamacına inşa edilmiştir. Köy adını da Samut Baba Tekkesi’nden dolayı Tekke olarak almıştır.
Samut Baba’nın hayatı hakkında derlenen menkıbelerin dışında fazla bilgi yoktur. Yalnızca tekke hakkında yazılı kaynaklarda kayıtlara rastlanmaktadır. Samut Baba’nın halkın nezlinde bir evliya, velî, Hakk âşığı(12) gibi vasıfları vardır. Evliya, Velî’nin kelime anlamı ise: Onlar, güzelin, doğrunun, iyinin kaynağı ve koruyucusu olarak hiç kimseden hiç bir şey beklemeden varlığını ortaya koyarak ve başkaları için yaşamanın sırrını ve mutluluğunu insanlara öğreten kişidir.
Samut Baba, tasavvuf felsefesiyle yoğrulmuş ve mayalanmıştır. Halkımızda bu potada erittiği fikirlerden mesajlarını vermiştir. İnsanlığa doğrunun, sevginin, iyiliğin ve güzelliğin kaynağı olmuşlardır. Kurdukları dergâhlarda insan ruhunu terbiye etmeyi amaçlayan ‘Mürşid-i Kâmil ‘ kişiler yetiştirmeyi kendilerine ilke edinmişlerdir.
Halk arasında yaygın olarak Samut Baba adı kullanılmakla beraber daha farklı adlarla da söylenilmektedir. Bunlar ise: Sultan Samut Baba, Er Samut, Sultan Hızır Samut, Samıt Baba, Seyyid Sultan Samut, Abdüssamet Baba(7), Samud Abdal, Koca Samut, Şeyh Sultan Samut Baba’dır. Samut: Arapça bir kelime olup “sam” kökünden gelmektedir.(6)
Samut: az konuşan, hiç konuşmayan, suskun, ses çıkarmayan, sürekli olarak susan anlamındadır. Ona bu adın Hacı Bektaş Veli’nin verdiği söylenir. Samut Baba’nın halkın irşad etmek amacıyla tekkesini kurmak için izin isteyince, Hacı Bektaş Veli’nin sinirlenip “Sen Samut ol bakalım, kime ne zaman ruhsat vereceğimi ben bilirim.” demesinden sonra kendisine de Samut ismini benimsediği anlatılır.
TEKKELERİN ÖNEMİ ve İŞLEVLERİ
Anadolu halkının toplumsal yaşayışı üzerine Bektaşî tekkelerinin bir adıyla da dergâhların derin etkileri olmuştur. Tekkeler, insanı ele almış onun ruhunu yüceltmek için, insan-ı kâmil dediğimiz yüksek aşamaya ulaştırmak için onu eğitmiştir. Tekkeler, sanat müzik edebiyat, edep ve ahlâk ile donanmış insanı yetiştirmeye çalışmıştır.
Mistik yollarda mürşid ve dervişlerin kaldıkları ve resmî törenlerin yapıldığı yapıya tekke bir diğer adıyla da dergâh adı verilir. Eğer tekkenin içinde Yol’un tanınmış azizlerinden birinin yatırı varsa buraya da âsîtâne denir. Ayrıca tekkelerin küçüklerine de zâviye denir. Zâviyelerde gelip geçene hizmet eden can ve dervişlere de zâviyedar denir.
Tekkeler yani dergâhlar genellikle kent dışında bir akarsu yanına kurulmuştur.Tekkenin arazisinde bağ, bahçe, bostan tarımının yanında hayvancılıkta yapılmıştır. Buralarda dervişler hizmet görürler, Elde edilen gelirlerin bir bölümü tekkeye, bir bölümünde muhtaçlara ve geliri az olan yerlere harcanır. Tekkelerde mürşidin kaldığı odadan ayrıca misafirlerin kaldığı mihmanevi bulunur. Gelen konuklar burada ağırlanır.
Anadolu’da ve Balkanlarda her 36 km’de bir Bektaşî tekkesi bulunurdu. Yaya yolculuk eden bir insanın saatte 6 km yol katlettiği için, günlük 6 saat yürüyeceği düşünülerek tekkeler arasına 36 km’lik bir mesafe konulmuştur. Bu da yaya yolcunun akşam olunca güvende konaklayacağı, yemek yiyeceği bir mekândır. Tekkede konaklayan yolcu yalnızca üç gün misafir edilir; hizmetlerini de dervişler görür. Üç günden fazla kalmak isterse tekkenin işlerinde çalışmakla yükümlüdür. Bu konuyla ilgili Evliya Çelebi, bir tekkeyi ziyaretiyle şunları yazar: “Gelen konuklara saygıyla hizmet ederler. İsterlerse konuklar üç gün kalabilirler. Üç gün sonra ‘sefa geldiniz imanım’ deyip pabuçlarını çevirirler.(10)
KAYNAKÇALARDA SAMUT BABA TEKKESİ
XVI. yüzyıl Osmanlı Tahrir Tapu Defterlerinde, Vesâk-i Bektaşîyan’da ve kaynakçalarda Samut Baba Tekkesi ile ilgili şu kayıtlar vardır:
Seyyid Samut Sultan Zaviyesi, Sivas’ta Yeni-il (Osmanlı, 1691 yılında aldığı bir kararla konar-göçerliği yasaklar. Bu oymaklara da boş olan yerleşim yerlerini iskâna açar. İşte bu yeni yerleşim yerlerinden olan, Kangal, Divriği, Gürün ve Uzunyayla’yı kapsayan bölgenin adı da Yeni-il’dir.) kazasına tabi Tekke köyünde bulunuyordu. 1530 tarihi muhasebe defteriyle Evliya Çelebi’de adı geçmemektedir. Bu durumda XVII. yüzyılın ikinci yarısından sonra kurulduğu düşünülebilir. Seyyid Samut Sultan, Bektaşîlerce ünlü bir mutassavvıftı. Vesâik-i Bektaşîyan’daki 1153/1740 tarihli belgede ” Seyyid Samut Baba Zaviyesi” olarak da geçmektedir. (vr.52a)(8)
Bu tarikat yapısına emektar Bektaşî dervişleri zaviyedar ve mütevelli olarak atanıyorlardı. Evail-i Rebiyülevvel 1158/3 Nisan 1745 tarihinde tevliyetiyle birlikte zaviyadarlığı Bektaşî dervişlerinden İbrahim Halife ve Veli Halife’nin üzerinde bulunuyordu.( vr.63b, 64a).(8)
Ayrıca, XVI. yüzyılda Kangal’da Samud Baba ve Bozok sancağına bağlı Akdağ’da, Şah Veli tarafından birer tekke inşa edilmişti. Öte yandan Balım Sultan tarafından XVI. Yüzyıl başlarında teşkilatlı bir yapıya kavuşturulduktan sonra tarikatın Anadolu’da yayılışı hızlanmıştı. Ayrıca Sivas’ın yakın bir köyünde Samud Baba tekkesi vardı.(9)
Samut Baba Tekkesi, Yeni-il toprağında, Kangal’ın Tekke köyündeydi. Burası, Samsun-Halep ve İstanbul-Bağdat yolu üzerindeydi. Zaviyenin yapıları Kangal düzlüğünün dağlık kesimle birleştiği çizgideki büyük bir su kaynağının yanındadır.(1)
On altıncı yüzyıl tahrirlerinde burası Baba Samıt olarak kayıtlıdır. 1548 yılında zaviyeye Baba Samıt Evladından Pirzâde bakıyordu. Zaviyenin bulunduğu yerin bir başka adı Hune Boğazı idi.(15)
Samut Baba evlatlarının ellerinde bulunan İcazetnamede ise şu bilgiler vardır: “El Hac Bektaş Velî kuddise sırrehuu’l-hafi Hazretlerinin tarikat-ı âliyesine müntesib Sâmit Baba evlatlarından ve halife Seyfi Koca halife tarikat-ı evliyayı kabul edip Yedine izn-i icâzet verildi. Hademül-fukara Halife Seyid Ali Dedebaba, Hademül-fukara Türbedar Baba, Hazret-i Pîr Hacı Bektaş Velî Hademül-fukara Halife Aşcı Baba, Hademül-fukara Halife Ekmekçi Ahmet Baba, Pîr Hacı Bektaş Veli ve Çelebiler.”(16)
Yine hem Otman Baba menâkıpnâmesinde hem de XV. yüzyılda yaşamış Muhyiddin Çelebi Dîvânı’nda adı geçmekte olan Samut Baba, Bektaşî dervişlerindendir.(2)
Bektaşî tekkeleri XVI. Yüzyılın başlarından itibaren Anadolu’yu ve Balkanları bir ağ gibi sarmıştır. Her 36 km de bir Bektaşî tekkesi vardır.(10)
Samut Baba Tekkesi’ne bu mesafede bulunan Divriği Anzağar’daki Gani Baba Tekkesi ve birçok Bektaşî tekkesi bulunmaktadır.(12)
Samut Baba’nın cönklerden ve sözlü kaynaklardan derlenen nefeslerinde: “Samut’um bir Pîr’den nasihat aldım” ve “Er Samut’um sen özünü Pîr’e ver” dizelerinde geçen Pîr ise Hacı Bektaş Velî’dir. Samut Baba, Hacı Bektaş Velî Hazretlerini sadık Pîr olarak nitelemiştir.(4)
Ayrıca, Samut Baba türbesini inceleyen Sanat Tarihçileri de: “Türbe küllahı üzerinde Bektaşî sikkesi biçimli âlemi yer almaktadır.”(5) diye bir tespitte bulunurlar.
Aynı yüzyıl içinde yapılan Hacıbektaş’taki Balım Sultan Türbesiyle, Kangal’daki Samut Baba Türbesi gerek mimarî açıdan gerekse türbe küllahının üzerindeki âlemleri ile büyük bir benzerlik göstermektedir. Ayrıca Hacı Bektaş Velî Dergâhı’nın Kırklar Meydanı kubbesinin üzerinde bulunan alemde yine Meydan içindeki Bektaşî Sancağının üstünde olan alem ile birebir aynıdır.
Kaynakçalarda yazılan bilgilerden anlaşılacağı üzere, adları yazılı olan Bektaşî dervişlerinin tekkede hizmet yapmaları, Samut Baba evlatlarına verilen icazetnamede Dedebaba, Halifebabalar ve Çelebilerin mühürlü onayları, türbenin mimarî yapısının diğer Bektaşî tekkeleriyle benzerlik göstermeleri bize burasının bir Bektaşî tekkesi olduğunu kanıtlamaktadır.
SAMUT BABA HAKKINDA ANLATILAN MENKIBELER
Her evliya hakkında olduğu gibi, Samut Baba hakkında da birçok menkıbe toplanmıştır. Menkıbe, kelime anlamıyla, övünülecek güzel iş demektir. Menkıbeler içerisinde birçok olağanüstü motifler taşımakla beraber, asıl amaç onun içindeki anlatılmak istenen mesajdır. Bu tür menkıbelerde halkın duygu ve düşünceleri ve folklorik öğeleri içermektedir. Menkıbeler bilimsel bir gözle analiz edildiğinde şu konuları anlatır: Kahramanları gerçek ve mukaddes kişilerdir. Olayların belirli yeri ve zamanı vardır. Uydurulmuş değildir. Gerçek olduğuna inanılır. Yarı mukaddestirler ve bir doğma gibi kendilerini kabul ettirirler. Konu edindikleri evliya (velî) hayatta iken de öldükten sonra da meydana gelebilir. Biçim olarak son derece kısa ve sade bir anlatım tarzına sahiptirler.(11)
Samut Baba hakkında derlenen on kadar menkıbeden burada yalnızca ikisini örnek olarak verebiliriz. Birincisi, Tekke köyünden Ahmet Bakır’ın anlatımları şöyledir:
“Asıl adı Samut değilmiş. Ne olduğunu bizde bilmiyoruz Hacı Bektaş Veli’nin yakınlarından olduğu söyleniyor. Bir gün Hacı Bektaş halifelerine ruhsat veriyormuş gidip bu da ruhsat istemiş. Hacı Bektaş birden celâllenmiş, ‘Kime ruhsat vereceğimi ben bilirim, sen samut ol bakalım’ diye bağırmış Samut az konuşan demektir. İşte o günden sonra adına Samut demişler. Yedinci senenin sonunda dili çözülmüş.
Hacı Bektaş Veli onu yanına ısmarlayıp eline bir izin kağıdı vermiş. Arkasından da ocaktan bir kösevi alıp havaya fırlatmış. ‘Git, bu kösevi bul, düştüğü yerde bekle. Kösevi yeşerirse orada kal ve tekkeni aç, yeşermezse sen bu işi yapamayacaksın demektir o zaman başının çaresine bak.’ demiş.
Onlar bize benzemez, evliyanın can gözü açıktır. Eliyle koymuş gibi köseviyi burada bulmuş. Başını beklemiş. Bir gün bakmış ki ucundan yeşeriyor hemen tekkesini açıp irşada başlamış. Hizmetini görmek için Salman adında bir kişiyi yanına almış. Ömrü boyunca onunla oturmuş. Samut hiç evlenmemiş onun içinde çocuğu yokmuş.”(2)
İkincisi ise yine Tekke köyünden Musa Tekkelioğlu’nun anlatımları da şöyledir:
“Padişah Sultan Murat Bağdat seferine giderken yolu Ulaş’a uğramış. Oranın en zengini olan Ermeni Karagavuroğlu’na misafir olmuş. Ev sahibinin ne biçim bir adam olduğunu soruşturmuştur.
‘Arazisinin ucu bucağı görünmez, her gün tarlalarını kırk çift öküz sürer’ demişler. Padişah, bu kişinin bu kadar zengin olmasına içerlemiş, ama sesini çıkarmamış. Yalnız öküzlerin askerine yedirilmesini emretmiş. Dediği hemen yapılmış.
Akşamüzeri abdesthaneye gideceğini söylemiş. Eline bir ibrik verip yol göstermişler. İbrikte bir yazı görmüş.
Şunlar yazılıymış: ‘Akşamın işini sabaha, sabahınkini de akşama bırakma.’
Padişah bu sefer Karagavuroğlu’na kızmamış, hatta onu takdir etmiş. Bir ara sormuş: ‘Çevrede ne var ne yok? Aleyhimde konuşan oluyor mu?’ Karagavuroğlu karşılık vermiş: ‘Evet padişahım, oluyor. Tekke köyünde bir şeyh türedi, hükümete atıp tutuyor.’
Bu konuşmalar Samut’a anında malum olmuş. Hemen yola çıkıp padişahı Deliktaş geçidinde karşılamış. Sultan Murat yanında daima bir çift arslanla, bir çift kaplan bulundururmuş. Gelenin Samut olduğunu anlayınca hayvanları üzerine salıvermiş. Onların Samut’u parçalayacağı beklenirken, Hikmeti Hüda, bir kedi kadar uysallaşıp eteğine sürünmeye, elini yalamaya başlamışlar, adeta niyaz etmişler. Durumu gözleriyle gören Sultan Murat yaptığına pişman olmuş. Samut’un sıradan bir şeyh değil ermiş bir kişi olduğunu anlamış. Hemen tavrını değiştirip hal hatır sormuş. ‘Ben, demiş; Bağdat’ı almaya gidiyorum hayır duanızı beklerim. İzniniz olursa yarın yola devam edeceğim.’ Samut şöyle bir düşünmüş. ‘Yok, demiş; bir gece misafir etmeden seni bırakmam.’ Padişah özür dilemiş. ‘Ordunun erzakı da azaldı. Bir an önce büyük bir şehre ulaşmam gerekiyor.’ Samut tekrar ısrar etmiş. Erenlerin hışımından çekinen padişah, peki demek zorunda kalmış.
Samut, Orduda ne kadar erzak ve yem kaldıysa hepsini yol üzerindeki Davubaz köyünün hüyüğüne boşalttırmış. Geride bir lokma yiyecek bırakmamış. Tekke’ye varınca hemen ocağı yakmış üstüne bir tencere koyup tuz ve bulgur salmış. Göz açıp kapayıncaya kadar yemek hazırlanmış. Elinde bir çömçe alan Samut, tencereyi karıştırmış ha karıştırmış. Her karıştırışta tencereler büyümüş ve yan yana sıralanmış. Başlamış askere dağıtmaya. Eksilmek şöyle dursun, verdikçe çoğalmış, verdikçe çoğalmış. Dağ taş tencere ile dolmuş. Sonra kalkıp elindeki asayı biraz ilerideki kayaya saplamış. Oradan da arpa ve saman fışkırmış. Değil hayvanların günlük ihtiyacı, haftalık, aylık yiyeceği öbek öbek yığılmış.
Ertesi gün Sultan Murat ayrılırken sormuş: ‘Dedem, Bağdat dönüşü sana bir hediye getirmek isterim. Benden ne talep edersin?’ Samut başını yere eğmiş, ‘Canınızın sağlığından başka bir hediye gerekmez.’ Padişah memnun olmakla beraber, sorusunu tekrarlamış. Bu sefer Samut, ‘Dönüşünde ben bu dünyada olmayacağım ki.’ Demiş. ‘Bir iyilikte bulunmak istersen mezarımın üstüne bir kümbet yap.’
Sultan Murat Bağdat’a gitmiş. Aylarca süren uğraştan sonra şehri zapt etmiş. En büyük camiinde ilk Cuma namazını eda ederken bakmış ki, Samut ön safta duruyor. Bir daha bakmış: Evet, orada. Namazı bitirmiş dua edip eliyle yüzünü sıvazlayınca, yeniden dikkat etmiş. Bu sefer Samut’u görememiş. Dönüş yolunu özellikle köye uğratmış. Samut’un vefat haberini alınca çok üzülmüş. Vasiyeti gereğince mezarının üzerine işte bu kümbeti yaptırmış. Her ikisine de Allah rahmet eylesin.’’(2)
SULTAN SAMUT BABA TÜRBESİ
Kangal Tekke köyünün kuzey yamacında olan Samut Baba Türbesi, altıgen gövdeli, piramit sivri küllahlı, kesme taşlardan inşa edilmiş ve kümbet tarzındadır. Bu şekliyle çadırı anımsatmaktadır. Yani göçebe kültürü olan çadırın mimariye yansımasıdır. Bu kümbetler aynı zamanda da Göktanrı inancından gelen gökkubbelerin, mimariye taşınmasıdır.
Türbe küllahı üzerinde Bektaşî sikkesi(13) biçimli alemi yer almaktadır. Kubbenin iç kısmı, dış tarafından aksine konik biçimde yapılmış ve sıva ile kapatılmıştır. Türbenin duvarlarının kalınlığı azamî 75 cm kadardır. Altıgen gövdenin yalnız güney cephesinde küçük bir aydınlatma penceresi vardır. Doğu yönünde de iki merdivenle çıkılan giriş taçkapısı bulunmaktadır. Taçkapının üzerinde sonradan konulduğu izlenimi verilen Osmanlıca yazılı bir kitabesi vardır. Kitabede şu yazı vardır: “Bismillahirrahmanirrahim, Kitabeye göre kümbet, Samut Baba evladı tarafından 1573 yılında Temmuz ayının ortalarında yapılmıştır.”
Bu tarz yapılardaki kitabeler iki türlüdür. Birincisi “Kuruluş (inşa) Kitabeleri” ikincisi “Tamir Kitabeleri”dir. Samut Baba türbesindeki kitabe büyük olasılıkla ‘Tamir Kitabesi’dir.
Giriş taçkapısının sol tarafındaki duvar taşının üzerinde “Hatayı” denilen Türkistan’dan kaynaklanmış kabartma gül motifi bulunmaktadır. Gövdenin her köşesi taşları yontularak “sütûnce” şekline getirilmiştir. Türbenin taban döşemesi horasan harçla sıvalıdır. Alçıdan yapılmış “sanduka” türbenin orta yerindedir. Bu lahit sanduka sembolikltir. Asıl mezar türbenin alt katındaki cenaze odasına defnedilmiştir. Sandukanın üzeri yeşil kumaş “puşidane” ile örtülüdür. Yanında da On İki İmamları simgeleyen on iki dilimli dut ağacından yapılmış bir tokmak bulunmaktadır. Tokmağın bir dilimin boş olması İmam Mehdî’yi remz etmektedir.(7) Sandukanın ayak kısmında 30X50 cm çapında küçük bir kuyucuk vardır; içinde de cöher “cevher” denilen killi toprak bulunur.
2006 yılında Vakıflar’ın restore çalışmalarında, türbenin bitişiğindeki 18.08.1949 tarihinde yapılmış cemevi-mescit yıkılarak, tüm çevresi duvarla örülmüş ve zemin mermer döşeme ile kapatılmıştır. Böylelikle türbe bağımsız bir yapı olarak ayrılmış ön kısmına da cemevi-mescit, aşevi ve morg binaları inşa edilmiştir.
SAMUT BABA TÜRBESİ ÇEVRESİNDE OLUŞAN İNANÇLAR
Samut Baba türbesinin çevresinde oluşmuş birçok inanç ve geleneklerimiz vardır. Bu inançların temelinde önceki yaşam kültürlerimizin izlerini bulmak mümkündür. Tespit edebildiğimiz bu inançlarımız, bugün olduğu gibi yarında devam edecektir. Bu inançlarımızı şöyle sıralayabiliriz:
*Türbeye ziyaret için girerken önce eşiğe niyaz olunur ve üzerine basılmaz. Çünkü eşik başlangıç kapısı olduğundan kutsaldır. Türbeye ayakkabılar çıkartılarak diz üstü yürüyerek girilir. Ziyaretten sonra çıkarken de geri geri çıkılır, Samut Baba’ya duyulan saygıdan dolayıdır.
*Ziyaretçiler türbede Samut Baba’nın ruhuna Fatiha ve bildiği duaları okurlar. İçlerinden de dileklerinin gerçekleşmesi için “himmet” dilerler.
*Ziyaretçilerin sırtlarına Samut Baba’nın 12 dilimli tokmağını(bir dilimin yeri boştur. İmam Mehdî’nin mağarada sır olduğu inancındandır) “Allah, Muhammed Ya Ali” diyerek üç kez hafif şekilde sıvazlanarak vurulur.
*Sandukanın ayak kısmındaki küçük kuyudan bir parça cöher (Cevher, killi toprak) alınarak kutsal sayıldığından
“lokma” niyetine yenilir. Ziyarete gelemeyen yaşlı ve hastalara, bir parça bez veya mendil arasına konularak götürülür.
*Genellikle bayan ziyaretçilerin adak için getirdikleri yeşil örtüyü sandukanın üzerine örterler. Diğer ziyaretçiler de bu yeşil örtüden küçük bir parça keserek, üzerlerinde “uğur” getirsin diye taşırlar.
*Türbenin yanındaki asırlık armut ağacına ve 50 Metre ilerdeki dut ağacına(Hacı Bektaş Veli’nin kösevi fırlatıp, Samut Baba’ya “Düştüğü yerde yeşerirse Tekkeni aç” dediği ağaç.) Ziyaretçilerin kendi üzerlerinden bir parça bez kopararak dileklerinin gerçekleşmesi için bağlanır.
*Türbenin dış yüzey duvar taşlarının üzerine yerden çok küçük bir taş parçası alınarak sürtülür, taşın yapışması halinde dileğin gerçekleşeceğine, eğer yapışmayıp yere düşmesi halinde gerçekleşmeyeceğine inanılır.
*Türbenin çevresinde Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan “Cuma Gecesi” mum yakılır.
*Yağmurun yağmadığı İlkbahar aylarında, yağmurun yağması için özellikle de Cuma günleri (rençberlerin tatil günü olduğundan) tüm çevre köyleri toplanarak “Dede” önderliğinde hep bir ağızdan dua edilerek kurban kesilir.
*Yağmur duasından sonra türbenin aşağısındaki havuza ziyaretçilerden birini tutarak “karga tulumba” atarlar,
“ıslansın da yağmur yağsın” diye. Ayrıca bu havuzdaki balıklar kutsal sayıldığından yenmez.
*Diledikleri işlerinin gerçekleşmesi halinde adakta bulunanlar tüm köylüleri davet ederek topluca türbe ziyaret edilir, dualar okunur, kurban kesilir ve topluca yenilir.
*Yeni evlenen çiftler düğünlerinin son gününde türbeyi ziyaret ederek, mutluluk ve sağlıklı, hayırlı evlat temennisiyle dua ederler.
*Türbenin bitişiğindeki cemevi-mescidin direklerine, dileklerin ve isimlerini yazarak temennide bulunur. Türbe 2006 yılından restore edilirken direklerde söküldüğü için artık bu inanç yapılamıyor.
*Samut Baba’yı rüyasında görenler türbeye kurban keser ve dağıtır, ya da hazırladığı yiyecekleri türbede “lokma” olarak dağıtırlar.
*Hastalıktan sonra iyileşenler ve ameliyat sonrası sağlığına kavuşanlar, türbede kurban keser ve dua ederler.
*Askerden sağ salim dönenler aileleriyle birlikte türbeyi ziyaret ederler.(3)
SONUÇ
Samut Baba’nın Hakk’a yürümesinin üzerinden 433 yıl geçmesine rağmen türbesi, Kangal ve çevresi halkı tarafından bir velî olarak ziyaret edilmektedir. 1826 yılında II. Mahmut tarafından Bektaşî tekkeleri ve zaviyelerinin kapatılmasıyla birçok tekke ve zaviye ya yıkılmış ya da farklı inançta olan kimselerin eline geçmiştir. Bu dergâhların başındaki babalar ve dervişler ya kıyıma uğramışlar ya da sürgüne gönderilmişlerdir. Onun içindir ki, Samut Baba Tekkesi bundan da nasibini alarak yalnızca türbe olarak günümüze kadar gelmiştir. Yaptığımız araştırmalar sonucunda, gerek yazılı kaynaklarda gerekse türbenin mimarî yapısından dolayı burasının bir Bektaşî tekkesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
KAYNAKÇA
1-) AKSÜT, Hamza, Alevîler Türkiye İran Irak Suriye Bulgaristan, Yurt Yayınları, Ankara, 2010, s 45.
2-) ASLANOĞLU, İbrahim, Söz Mülkünün Sultanları, Erman Yayınevi, İstanbul, 1985, s.146.
3-) CILGA, Hüseyin, Samut Baba, Kangal Dernekleri Federasyonu Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2006,s 30.
4-) COŞKUN, Hasan, “Kangal ve Çevresindeki Alevî Ocakları”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, Sayı.75, Ankara, 2015, s 110.
5-) DENİZLİ, Hikmet, Sivas’ta Tarihî Anıtları, Simtaş Matbaacılık, Sivas, 1998, s 341.
6-) DOYMUŞ, Ergin, Her Yönüyle Kangal, Dilek Matbaası, Sivas, 1999, s 136.
7-) KAYA, Doğan, Sivas’ta Yatırlar ve Ziyaret Yerleri, Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, Sivas, 2012, s 337.
😎 KÜÇÜKDAĞ, Yusuf, Ayşe Değerli, Bekir Şahin, Vesâik-i Bektaşîyan’a Göre Osmanlı Devletinde Bektaşî Tekkeleri, Çizgi Kitabevi, Konya, 2015, s. 115.
9-) MADEN, Fahri, Bektaşî Tekkelerinin Kapatılması (1826) ve Bektaşîliğin Yasaklı Yılları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2013, s. 36, 374.
10-) NOYAN, Bedri, Bütün Yönleriyle Bektaşîlik Alevîlik, Cilt V, Ardıç Yayınları, İstanbul, 2002, s 89.
11-) OCAK, Ahmet Yaşar, Kültür Tarihî Kaynağı Olarak Menâkıpnâmeler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2010, s 33.
12-) ÖZEN, Kutlu, Sivas Efsaneleri, Dilek Matbaası, Sivas, 2001. s 161.
13-) TUNCER, Orhan Cezmi, Bazı Vakıf Yapılarına Yanlış Eklemeler Değişmeler ve Yanıltıcı Restorasyonlar, Vakıf Medeniyeti Sempozyumu Kitabı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2003, s 182.
14-) SAVAŞ, Saim, Bir Tekkenin Dinî ve Sosyal Tarihi Sivas Ali Baba Zaviyesi, Dergâh Yayınları, İstanbul, 1992, s 33.
15-) ŞAHİN, İlhan, Yeni-il Kazası ve Yeni-il Türkmenleri, İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, 1980, s 116.
16-)ULUSOY, Abbas, Alevîlikte Sultan Hızır Samıt Ocağı, İmla Yayınları, Ankara, 2016, s.46.