KANGAL’DA MÂNİ SÖYLEME GELENEĞİ

KANGAL’DA MÂNİ SÖYLEME GELENEĞİ

Kangal’da mâni söyleme geleneği, sözlü kültür içinde çok önemli bir yere sahiptir. Mâni, tüm yaşamın içinde olduğu gibi birçok farklı mekânlarda da söylenir. Şöyle ki, Hıdırellez ve Nevruz kutlamalarında, imece olarak yapılan bulgur çekimlerinde, kışlık erişte, tarhana yapımında, halı-kilim dokumalarında, düğünlerde, halaylarda, kına gecelerinde de, toplu olarak ekin biçiminde, buna Kangal’daki söylemiyle “haylimyâra” gidilirken mâniler okunur.

Mâniler, daha ziyade kadınlar-kızlar tarafından söylenir. Kangal’da mâni söylemeye; mâni yakmak, mâni düzmek, mâni atmak gibi sözlerle de ifade edilir. Ayrıca mâni söyleyene de mânici, mâni düzücü, mâni yakıcı da denir.

Burada mâninin birkaç farklı tarifini yapmakta fayda var. Mâni, az sözle çok anlam ifade edildiği, sevda konusu ağırlıkta olmak üzere hemen hemen her konuda söylenmiş 7 heceli, müstakil dörtlüklerden oluşan anonim şiirdir. Mâni, halkın sözlü anlatım geleneğinde yaşayan, nesilden nesile, ağızdan ağıza dolaşan ve bu yolla günümüze kadar gelebilen anonim halk edebiyatı ürünüdür. Mâni, halk edebiyatımızda fındık altınıdır; küçük fakat değerlidir; aşktır kurgusu; temel duygusu ise kısa, özlü, derinlikli, esprili, düşündürücü ve bir aşk övgüsüdür. Mâniler çoğu zaman da doğaçlama olarak söylenir. Mânilerin yaratıcıları kadınlardır.

4, 5, 6, 7, 8, 11 heceli mâniler olmakla beraber en yaygını 7 heceli mânilerdir. Mânilerin kafiye düzeni ise şöyledir:

– a
– a
– b
– a

Mânilerin ana konusu sevda olmakla beraber bunun yanında da öğüt, ayrılık, taşlama, kına, düğün, mektup, askerlik, gelin-kaynana, felek, mezar taşı, saya, bayraktar, ramazan, atasözü, gurbet, nazar gibi konuları içerir.

Eskiden Kangal’ın köylerinde hemen hemen her evde halı ve kilim tezgâhı bulunmaktaydı. Her tezgahta nice türkülerin gizlerini içinde saklardı. Yalnız türküleri mi, bin bir çeşit mâniler bu tezgâhın başında söylenir, bu mânilerle mesajlar alınır mesajlar verilirdi. O zamanın belki de en önemli iletişim araçlarından biri de bu mânilerdi. Halı ve kilimlerin temel malzemesi olan yük iplerin hazırlama aşamasında, yün tararken ve taranmış yünleri eğirirken de mâniler okunurdu.

Kangal’da mâni söylenen mekânların içinde en eğlencelisi ve en yaygın söylendiği yer ise kışın odalarda yapılan mani çekimidir. Bunun için odası geniş olan bir ev tercih edilir. Kadınlar odaya toplandıktan sonra ortaya boş bir küp getirilir. Her kadın bir niyet tutarak kendisine ait boncuk, düğme, çakı, yüzük, para, küpe, anahtar gibi cisimleri bellilik taşı olarak küpün içine atarlar. Küpün başına da çok mâni bilen yaşlı bir kadın oturur. 10-12 yaşlarında bir kız çocuğuna da çekim yaptırılır. Mânici yaşlı kadın, önce kendisinden bir mâni okuyarak açılışı yapar. Ardından da kız çocuğu elini küpün içine daldırarak ilk çekilişi yapar. O cisim kime ait ise, mânide onun olur. Mâniler pür dikkat dinlenir. Mâni söylenirken asla konuşulmaz. Mânici yaşlı kadın mâninin konusuna uygun mimikler sergiler. Eğer okunan mâni, oradaki bir kişiyi çağrıştırıyorsa ona doğru bakarak adeta o kişi imâ edilir. Okunan mâni, kimin şansına çıkmış ise onun konumuna göre yorum yapılır. Eğer mânide örneğin “ Bizim düğün ne zaman” dizeleri geçen mâni çıkmışsa o genç kız bozarır, utanır, içinden sevinse bile bu duygusunu asla açığa vurmaz. Bazen muzip arkadaşları kulağına eğilip kıkırdar “Kız yoksa bilmediğimiz bir şey mi var.” diye fısıldaşır. Eğer söylenen mâni, sahibinin o günkü durumu, düşüncesi ile ilgiliyse “Tam da yerini buldu.” denir.

Mânilerde en çok gelin-kaynana atışmaları olanlara toplu olarak gülünür. Bunun yanında taşlamalı manilerde oradakilere hoş bir vakit geçirir. Eğer mâni üzüntülüyse o ortalığı bir hüzün kaplar; neşeliyse de kahkahalar atılır. Öğüt veren mânilerde oradakileri düşündürür. Küpteki taş bitinceye kadar mâni okumaları devam eder.

Artık günümüzde Kangal’da mâni söyleme geleneği düğünlerde halaylarda ve kına gecelerinde yaşamaktadır.

Kangal’dan derlenen mânilerden örnekler:

Kangallının kayası
Yarim Türkmen mayası
Yarime kurban olsun
Yedi köyün kahyası

Giderim Sivas’a ben
Dayanamam naza ben
Mevlam beni kavuştur
Gerdanı beyaza ben

Hakk verdi Hüdâ verdi
Balığı suda verdi
Yiğit der ben kazandım
Hiç bilmez Hüdâ verdi

Oğlan oğlan at oğlan
İpek getir sat oğlan
Kızlar halı dokumuş
Sen üstünde yat oğlan

Bir hayına kul oldum
Yana yana kül oldum
Kuş dili bilmez idim
Şakıdım bülbül oldum

Kayaların karını
Süpürseler arını
Ben canımı verirdim
İsteseler yârimi

İğne düştü yerlere
Karıştı gazellere
Tabiatım kurusun
Bakarım güzellere

Bahçede üzüm kara
Salkımı düzüm kara
Nasıl varam o yâra
Elim boş yüzüm kara

Su gelir akmayınan
Ne olur bakmayınan
Güzeller çirkin mi olur
Sarı altın takmayınan

Tarlalarda pıtırak
Gelin kızlar oturak
Oturmaktan ne çıkar
Evlenek de kurtulak

Maniyem maralıyam
Yürekten yaralıyam
O yâr beni çok sevmiş
Ben zaten paralıyam

Od  yanar kazan bilir
Bu derdi yazan bilir
Geceyi hastadan sor
Gurbeti gezen bilir

Mendilimin uçları
Çıkamam yokuşları
Yârime selam edin
Gökte uçan kuşları

Evleri gediktedir
Yeşil perde yüktedir
Benim sevdiğim oğlan
Beşinci bölüktedir

Mani benim ezberim
Kan ağlıyor gözlerim
Verin benim yârimi
Köyünüzde gezmeyim

Ay doğdu düze düştü
Zülüfler yüze düştü
Eller çifte geziyor
Ayrılık bize düştü

Kerpiç kerpiç üstüne
Çıkmam kerpiç üstüne
Kırk yıl kocasız kalsam
Varmam kuma üstüne

Kahvelerim pişti gel
Cezvelerim taştı gel
İyi günün dostları
Kötü günüm geçti gel

Peşkiri dize çeker
Sürmeyi göze çeker
Gayet güzel olmayan
Kendini naza çeker

Kayalar gölgelendi
Güzeller suya indi
Her güzelden bir öpüş
Yine can tazelendi

Giderim Sivas üstü
Mendilim suya düştü
Eğildim mendil alam
O yar aklıma düştü

Gürgeni budakladım
Dallarımı sakladım
Anasının yanında
Kızını kucakladım

Mani maniye geldim
Kaymak yemeye geldim
Kaymak başını yesin
Yari görmeye geldim

Karşıdan atlı geçti
Nalı parladı geçti
Ellere gönül verdi
Beni ağlattı geçti

Ana ana demedim
Ana balın yemedim
Benim derdim çoktur
Ben kimseye demedim

Karşıdan gelenlere
Gaz koydum fenerlere
Anam beni verecek
Gurbetten gelenlere

Madımak biçim biçim
Ölüyom senin için
Madımak toplar iken
Başımdan düştü çitim

Madımak pişer oldu
Tencerem taşar oldu
Günde yediğim şamar
Bir iken beşer oldu

Anamın kızı benim
Aşımın tuzu benim
Kaldırdı attı beni
Sanki el kızı benim

İğnem düştü takarım
Tren geçer bakarım
O yârim gelir diye
Geçenlerden sorarım

Atımın başlığı yok
Gönlümün hoşluğu yok
Ben kimseyi sevemem
Cebimin harçlığı

Karanfilim üç budak
Sevdim öptüm şarpudak
Bir daha öpem dedim
Anası çıktı zorpudak

Yürü yolun olayım
Salla kolun olayım
Ağ içliğin üstüne
Çuha yelek olayım

Suya düştü gülümüz
Ötmüyor bülbülümüz
Bir kuru sevdayınan
Geçti cahil ömrümüz

Dam üstünde gezerim
Çıkı buldum çezerim
Sizin gibi oğlanı
Ökçem ile ezerim

Alın canlarım alın
Alçaktan orak çalın
Orağa gelmeyeni
Ellik altına alın

Çay aşağı çağlarım
Ufak ufak ağlarım
Dediler yârin gelir
Koçu kurban bağlarım

İnce çubuk merdane
Tütünü dane dane
Benim bir sevdiğim var
Şu cihanda bir dane

Elinde ellik orak
Ağam tarlan çok ırak
Ne oturak ne durak
Şu tarlayı kurtarak

Mendilim yeşili
Bulamadım eşimi
Mendilim sende dursun
Sil gözümün yaşını

Karşıdan gel göreyim
El uzat gül vereyim
Meramın gül değildir
Dedim yâri göreyim

Tandır yaktım terledim
Çıktım güne parladım
O yâr gelir diyerek
Koçu kurban eyledim

Bir mendil işle yolla
Ucun gümüşle yolla
İçine beş elma koy
Birini dişle yolla

Bahçenizde dut var mı
Havada bulut var mı
Ben yârimi kaybettim
Bulmaya umut var mı

Dam üstüne çul serer
Bilmem yâr kimi sever
Onun bir sevdiği var
Günde on çeşit giyer

Eşeğini sürsene
Değirmene varsana
Allah sana mal vermiş
Kadirini bilsene

Evinin önü kaya
Kayadan bakar aya
Yarim binmiş geliyor
Kuyruğu kınalı taya

Köprünün altı tiken
Yaktın beni gül iken
Allah da seni yaksın
Üç günlük gelin iken

Zamanenin kızları
Kapıdadır gözleri
Aldırmayın oğlanlar
Kınalıdır elleri

Karşıdan gelen atlı
Altında kilim katlı
Anam babam hoş olsun
Hepsinden de yâr tatlı

Han’a bir giden olsa
Elinde badem olsa
Ateşine yandığım
Keşke bir adam olsa

Ağ taşı kaldırsalar
Yılanı öldürseler
Küçükken yâr seveni
Cennete gönderseler

Taşa çıkma dama çık
Arpalar kara kılçık
Eğer beni seversen
Al bohçanı yola çık

Ellik orak badem yar
Sallanarak giden yar
Gitme gadan alayım
Söylenecek sözüm var

Samanlıkta sazım var
Komşu sana sözüm var
Utandım diyemedim
Kızınızda gözüm var

Karşıda at nallıyor
Kundurası parlıyor
Sanki yâri yok gibi
Bana mendil sallıyor

Irmağı yüzdüm geçtim
Kumunu süzdüm geçtim
Baktım yârim yâr değil
Umudum üzdüm geçtim

Şapkayı eydir oğlan
Kirpiği deydir oğlan
Güzellik para etmez
Kendini sevdir oğlan

Çayıra serdim kilim
Gel otur benim gülüm
Ne dedim de darıldın
Lâl olsun ağzım dilim

Delik taşın kenarı
İçinde üç pınarı
Böyle güzel görmedim
Ben anamdan doğalı

Ocakta süt pişiyor
Bülbüller ötüşüyor
Eller yârim dedikçe
Yüreğim tutuşuyor

Değirmen dört dolanır
Suyu sarhoş dolanır
Yâre bir kuşak aldım
Beline beş dolanır

Çayıra serdim minder
Yönünü bana dönder
Yönünü döndermezsen
Ayda bir mektup gönder

Güvercin oldu kalkmaz
Kanı yerine akmaz
Eskiden sever idi
Şimdi yüzüme bakmaz

Giden ay tutulur mu
Bala tuz katılır mı
Şu uzun gecelerde
Yalnız yatılır mı

Harman yeri düz olur
Yeller eser toz olur
Hergün geçme buradan
Eller duyar söz olur

Halıyı koydum yüke
Yedi kat büke büke
Anam beni vermiyor
Boynumu büke büke

Bıldırcın vurdum kalkmaz
Kanı yerine akmaz
Bıldır ki bu eski yâr
Bu yıl yüzüme bakmaz

Pınara varmadın mı
Gül koydum almadın mı
Seni zalımın kızı
Hiç cahil olmadın mı

Madımak oylum oylum
Geliyor selvi boylum
Selvi boylum gelmezse
Şen olmaz benim gönlüm

Karanfil eker misin
Bal ile şeker misin
Dünyada yaktın beni
Ahirette çeker misin

Ahciği doyurdular
Davara yolladılar
Bu nasıl kötü köymüş
Öpmeden ayırdılar

Al elmanın dördünü
Sev yiğidin merdini
Seversen bir güzel sev
Çekme çirkin derdini

Maniyi baştan söyle
Kalemi kaştan söyle
Benim karnım çok açtır
Ekmekden aşdan söyle

Çorap bağı ördüğüm
Ayda yılda gördüğüm
Sana hasta diyorlar
Nasıl oldun sevdiğim

Saray yolu düz gider
Bir edâlı kız gider
O kız yolun şaşırmış
İnşallah bize gider

Ay doğar ayan beyan
Yoluna girdim yayan
Gül yüzlü ey sevdiğim
Yanına geldim uyan

Saray yolu incedir
Ne karanlık gecedir
Yastık kurbanın olam
Yâr yatışın nicedir

Karpuz kestim suyumuş
Yâr dizimde uyumuş
İşmar ettim almadı
El içinde büyümüş

Tarlalarda pürpürüm
Hasta düştüm yatarım
Hekim tabip istemem
Sevdiğimi getirin

Dideban üstündeyim
Dal boyu kastındayım
Erenler dua edin
Ben murat üstündeyim

Gurbete gidişimdir
Gonca gül verişimdir
Eğil eğil öpeyim
Belki son görüşümdür

Derelerde saz olur
Güller açar yaz olur
Ben yârime gül demem
Gülün ömrü az olur

Su gelir taşa değer
Kirpikler kaşa değer
Merak etme sevdiğim
Bir gün baş başa değer

Kalenin bedenleri
Çevirin gidenleri
Vurun vurun öldürün
Yâri terkedenleri

Irmağım geceleri
Kız kaldır peçeleri
Sende güzellik varken
Öldürür niceleri

Dağları deleyim mi
Yanına geleyim mi
Ay bastı şafak attı
Daha yalvarayım mı

Bugün ayın onudur
Yüküm buğday unudur
Evliye gönül verme
Eve gider unutur

Kara kaş boyanır mı
Öpsem yâr uyanır mı
Sen orada ben burda
Buna can dayanır mı

Susuzum yar susuzum
Üç gündür uykusuzum
Girsem yârin koynuna
Elim durmaz huysuzum

Barkacı susuz koyan
Evleri ıssız koyan
Aman felek kavuştur
Anayı kızsız koyan

Şu dağların armudu
Anan baban var mıydı
Anan baban olsaydı
Beni burda kor muydu

Kayaların arını
Süpürseler karını
Şu benim olan günümde
Gönderseler yârimi

Gökte uçan teyyare
Selam söylen o yâre
Benim ona faydam yok
Bulsun başına çare

Arpa buğday çeç olur
Güzeller güleç olur
Güzele meyil  verme
Ayrılması güç olur

Bu tepe Karlıtepe
Suları sepe sepe
Gittim ki yar uyanmış
Uyardım öpe öpe

Dere susuz olur mu
Dibi kumsuz olur mu
Ben yâre mektup yazdım
Yiğit yarsız olur mu

Kavurma koydum tasa
Doldurdum basa basa
Benim yârim çok güzel
Azıcık boydan kısa

Entarem aldan iyi
Yar sevdim yardan iyi
Kocam bir karı almış
Totaba ondan iyi

Bu derenin uzunu
Kıramadım buzunu
Aldım Türkmen kızını
Çekemedim nazını

Kar yağar bardan bardan
Yollar kapandı kardan
Ne gelen var ne giden
Haber gelmedi yârdan

Kar yağar ayazlanır
Gün doğar beyazlanır
O yâr bana gelince
Hem sever hem nazlanır

Evleri yol üstüdür
Kemeri bel üstüdür
Çok gelip geçme burdan
Sonra derler dostudur

 

Dağdan kestim kereste
Kuş besledim kafeste
Dediler yârin gelmiş
Yetiştim son nefeste

Küp içinde bulgurum
Kara kaşa vurgunum
Eller ne derse desin
Ben yârime uygunum

Altın yüzük parmakta
Çifte benler yanakta
Benim bir sevdiğim var
Şu karşıki konakta

Horozlar öter oldu
Ayrılık yeter oldu
Bu sene ki ayrılık
Hepsinden beter oldu

Kengeri kavururlar
İçmeden savururlar
Bizim köyün âdeti
Sevmeden ayırırlar

Suya düştü gülümüz
Ötmedi bülbülümüz
Elin gurbetlerinde
Geçti cahil ömrümüz

Ağılın önü kenger
Çoban koyunu dönder
Kurban olayım çoban
Yâri bana tez gönder

Kapıya taktım şakşak
O yâr gelsin barışak
Gitti yârim gelmedi
Hemen burdan savuşak

Ezveynen yâr ezveynen
Yâr bulunmaz gezmeynen
Yârdan evvel ölürsem
Mezar eşin kazmaynan

Bir su ver aşırmadan
Doldurup taşırmadan
Beni yâre ulaştırın
Aklımı şaşırmadan

Karamık kurutmadım
Ben seni unutmadım
Hatırını saydım da
Üstüne yâr tutmadım

Bahçede gül ağacı
Çift gezer iki bacı
Büyüğü şöyle böyle
Küçüğü can ilacı

Bu dağlar ulu dağlar
Etrafı sulu dağlar
Ben derdimi söylesem
Gün durur bulut ağlar

Hoş geldin diyemedim
Bir mendil veremedim
Sen mi geldin sevdiğim
Ben seni bilemedim

O Feridem Feridem
Ne bakarsın geriden
Kurbanlık koyun gibi
Ayrılacağız sürüden

Bu pınar eşme pınar
Derdimi deşme pınar
Ben yanına varam da
Su ver elleşme pınar

Kuşburnunun kurusu
Geçti kızlar sürüsü
Sürüsünden fayda yok
Yaktı beni birisi

Tuzlanın tuzu gibi
Melerim kuzu gibi
Anam murad almamış
Ellerin kızı gibi

Herge girme iz olur
Mavi şalvar toz olur
Gündüz gelme gece gel
Eller duyar söz olur

Ah çuha kara çuha
Çuha kenarın yuka
Kaç gece nerdeydin
Az kalsın canım çıka

Yeleğimi çalkadım
Attım pınar tasına
Mor çiçekli yeleğim
Neler geldi başıma

Armut dalda sallanır
Yere düşer ballanır
Oğlanlar vezir olsa
Yine kıza yalvarır

Koyunlar sıra sıra
Yârim gider Mısır’a
Koyun olsam yayılsam
Yârimin ardı sıra

Sarma sararım sarma
Toprak tenceresinde
Gel yârim görüşelim
Evlik penceresinde

Halayda gördüm seni
Gül iken derdim seni
Öpmeye kıyamazken
Ellere verdim seni

Sütlüvan sütü acı
Çift gezer iki bacı
Büyüğü şöyle böyle
Küçüğü can ilacı

Ekin ekilen yere
Sapı dökülen yere
Can cana kurban olsun
Keki dökülen yere

Gece çıktım ayaza
Sarıldım bir beyaza
Öyle bir yâr sevdim ki
Hem okuya hem yaza

Ekini eken bilir
Daneyi seçen biir
Kınamayın komşular
Sevdayı çeken bilir

Yana yana ağlarım
Yüreğimi dağlarım
Saramadım yârimi
Karaları bağlarım

Harman yeri yaş yeri
Yavaş yürü hoş yürü
Ergen kızın memesi
Otuz iki diş yeri

Şu dere kumlutepe
Su getir sepe sepe
Dediler ki yârim hasta
Yetiştim son nefeste

Altındır kalay değil
Gümüştür halay değil
Kınamayın komşular
Sevdalar kolay değil

Altını bozdurayım
Gerdana dizdireyim
İpek mendil değilsin
Cebimde gezdireyim

Hay hüründen hüründen
Çam görünmez püründen
Anlımıza nur doğdu
Muhammed’in nurundan

Kömüş koştum kağnıya
Çok yalvardım Tanrı’ya
Mevlam bizi kavuştur
Yüzü çifte benliye

Küp içinde unum var
Allah’tan umudum var
O yâr benim olursa
Dedelere mumum var

Kaşları kara yârim
Perçemi tara yârim
Ben senden vazgeçemem
Çekseler dâra yârim

Dam başında su durur
Oğlan mendil yudurur
Oğlan cahil kız cahil
Helbet birgün kudurur

Can için canan hanı
Bu aşka derman hanı
Gönül  sarayı bomboş
Beyi bey sultan hanı

Elif üstünde cimler
Bülbül kafeste inler
Benim kalbimde sensin
Senin kalbinde kimler

Evinin önü pınar
Hep kuşlar ona konar
Ne kız oldum ne gelin
Yüreğim ona yanar

Yağlığı yâr işlemiş
Etrafın nakışlamış
Ne yapam yağlık seni
Aslımı bağışlamış

Şu derenin alıcı
Kınalı parmak ucu
Evlenmeyen kızların
Kabul olmaz orucu

Şu dağlar olmasaydı
Çiçeği solmasaydı
Ölüm Allah’ın emri
Ayrılık olmasaydı

Kayalar merdin merdin
Kim bilir kimin derdin
Ağaçlar kalem olsa
Yazamaz benim derdim

Dereler buz bağlamış
Avcılar iz bağlamış
Beni bir gelin vurdu
Yaramı kız bağlamış

Soku dibinde durdum
Tokalı lira buldum
Yalvarırken almadım
Senden alasını buldum

Ay doğdu düze düştü
Zülüfler yüze düştü
Eller çifte geziyor
Ayrılık bize düştü

Git yolcu yolda durma
Sağda dur solda durma
Kiprik seni yolarım
O yâre dalda durma

Teraziyem kantarım
Günden güne artaram
Siz suyu bularsanız
Ben bu suyu tartarım

Kayalardan kayarım
Bulamadım ayarım
Ben bu dertten ölürsem
Kaderime sayarım

Sarardım ben sarardım
Senin için sarardım
Baş yastıkta göz yolda
Her geçenden sorardım

Bizim Zerk’in kızları
Kara olur gözleri
Oğul balına benzer
Öper iken yüzleri

Bir su ver aşırmadan
Doldurup taşırmadan
Verin benim yarimi
Aklımı şaşırmadan

Ali’m naçar ağlama
Gündür geçer ağlama
Bu kapıyı kapayan
Birgün açar ağlama

Kekliği bıçakladım
Tüyünü saçakladım
Anasının yanında
Kızını kucakladım

 

KAYNAKÇA

1-) BOZKURT, Fuat, Ozanlar Ocağı, Antalya, 1999.

2-) CILGA, Hüseyin, Kangal Yöresinde Saha Araştırmalarından Derlenen Yayınlanmamış Manileri, 1999-2016.

3-) KAYA, Doğan, Anonim Halk Şiiri, s. 37-169, Akçağ Yayınları, Ankara, 2014.

4-) KAYA, Doğan, Türk Dünyası Ansiklopedik Türk Halk Kavramları ve Terimleri Sözlüğü, s.511-528, Akçağ Yayınları, Ankara, 2014.

5-)ÖZDEMİR, Ahmet, Bütün Yönleriyle Türk Halk Edebiyatı Bilgileri, s.269-283, Bordo Siyah Klasik Yayınları, İstanbul, 2007.

6-) ÖZDEMİR, Ahmet, Folklor Penceresi, s.139-187, Veli Yayınları, İstanbul, 1992.

7-) ÖZERDEM, Ahmet, Tarihi Kültürü Folkloruyla Karaözü, s.202, Cem Matbaacılık, İstanbul, 1994.

😎 ÜÇER, Müjgan, Fatma Pekşen, Murat Türkyılmaz, Mâni Benim Ezberim Sivas ve Çevresinde Mâniler, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2009.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir