Hüseyin Fırtına Röportaj

Hüseyin Fırtına Röportaj

Klasik sorumuzu sizin için de tekrarlayalım. Kısaca kendinizi tanıtır mısınız ?

-1956 yılında Kangal Taşlık köyünde doğdum. İlkokula burada başladım . 1967’de ailece Malatya’ya göç ettik. Burada Halk müziği ile tanıştım. Te­krar 1973 yılında İstanbul’a yerleştik.Eğitimime burada devam ettim. Şimdi de “Fırtına Müzik Merkezi”nde yöneti­cilik yapıyorum.

Halk müziği ile tanışmanız ve ondan sonra ki süreçten bahseder misiniz ?

-1967 yılında Malatya’ya ilk geldiğimizde Kangal Davulbaz köyün­den Hasan Çağlar’ın Saz Yapım Atölye­sinde çalışmaya başladım. Bu atölyede saz yapımının dışında, ustamla birlik­te düğünlerde ve özel gecelerde türkü söylemeye başladım. Böylece sanat yaşamımda başlamış oldu . Burada “Usta-Çırak” ilişkisinide yaşamış ol­dum. Aynı zamanda Halk müziğinin alt yapısı oluştu.

Bu saz yapım atölyesi aynı zaman­da da Ozanların uğrak yeri idi. Burada sohbet eder, çalırsöylerlerdi . Bende onları büyük bir dikkatle can kulağı ile dinler konuşmalarından feyz alırdım.

Buraya , Malatyalı ünlü gazelhanlardan Sami Kasap, Hakkı Coşkun, Çamşıhılı Ozan Mahmut Erdal, Kangallı Ozan Muhlis Akarsu, Davulbazlı Cafer Bakır Dede ve yöresel sanatçılar gelirlerdi. Buradan Halk müziğine başlamama vesile olan ustam Hasan Çağlar ve bu saydığım ozanların hepsini de rah­metle ve saygı ile anıyorum .Hepsine minnettarım.

1973 yılında tekrar İstanbul’a ailece göç ettik. Artık kendime halk müziği adına bir yön çizmiştim. Konserva­tuara yaşım tutmadığı için giremedim. O dönemde dershaneler pek yaygın olmadığından Folklor Kurumuna kayıt oldum. Burada Arif Sağ, Mehmet Öz­bek gibi çok değerli hocalardan ders­ler aldım. Bu bilge hocalardan çok yararlandım. Daha sonra da bu Folklor kurumunda 4 yıl öğretmenlik yaptım. Milli Eğitim Bakanlığının okullarında sözleşmeli olarak “Bağlama ve Solfej” dersleri verdim.

O zamanlar çok nadir olan saz yapım atölyelerinde Arif Sağ, Yavuz Top gibi hocaları dinler pür dikkat çalmalarını izlerdim. Zaten bu hocalar da kendi­lerinden daha önceki Bayram Arayıcı, Nida Tüfekçi gibi hocaları aynı bizler gibi dinlemişlerdi.

Bundan sonra ki süreçte farklı müzik dallarında teknik ve teorik eğitim ve dersler almaya devam ettim. Sah­ne müzisyenliği yaptım. Otuz yıl önce Fırtına Müzik Evi’ni kurduk. İmalat bölümünde de kardeşlerim ile birlikte saz üretimi yaptık. Böylelikle Türkiye’de bu alanda ilk ona girdik. Müzik evimizde çok değerli hocalar ile tanışma fırsatı buldum. Bu ozanlarımız ilk aklıma gelenler, Aşık Mahsuni Şerif, Ali Ek­ber Çiçek, Neşet Ertaş , İbrahim Erdem (Erdem Baba), Feyzullah Çınar, Ali Me­tin, Mehmet Ali Karababa, Yurtseven Kardeşler den İsmail YK, Hasret Gülte­kin zaten benim öğrencimdi. Aşık Zer­vaki, Ahmet Kaya onunda sazlarını hep biz yapardık, uzun süre dostluğumuz oldu. Tüm bu ismini saydıklarımla oturduk, sohbet ettik, kah onlar çaldı, biz dinledik, kah beraberce çaldık söyledik. Bu müzik merkezimizin de bizlere böyle bir katkısı oldu.

Fırtına Müzik Merkezi çalışmalarınızdan bahseder misiniz ?

-En son süreçte kurduğum bu Müzik Eğitim Merkezimiz iki katlı binamızda, dershaneler, konferans salonu, yöne­tim birimleri, dinlenme teras katı, büfe­si hepsini içine alan bu binayı hayata geçirdik.

Burada öğrencilerimize tüm müzik dallarını öğreten dersler veriyo­ruz. Ustalardan aldığımız kül­türü öğrencilerimizle paylaşıyoruz. Böylece öğrencilerimizin akademik eğitimlerinin altyapısını oluşturuyoruz. Bu öğrenciler her yıl bizden sonra Kon­servatuarlara, Eğitim Fakültelerine öğrenci gönderiyoruz. Ayrıca piyasa da bu müzik işini meslek edinmek iste­yenlere de ders vererek onlar yardımcı olmaya çalışıyoruz. Dershanemizde çok yetenekli gençlerle çalışmanın ze­vkini hep tattım.

Halk Müziği üzerine ileri dönük çalışmalarınız nelerdir ?

-İlk albümümü Anadolu’nun tüm yöre­lerinden derlenmiş enstrüman ezgi­lerden oluşuyordu. Bu albüm kendi alanında çağdaş, özgün bir yapı içeren çalışmaydı. İkinci albümümün hazırlık çalışmaları içindeyim. Okuyacağım türküleri seçiyorum. Bu albümde ken­di bestelerime yer vereceğim. Bun­dan sonra ki projem ise “Halk Müziği Orkestrası” kurmak olacaktır . Bunun içinde de batı sazlar bulunacak.

Kangal ilçesinde ozanların yoğun olmasının siz ana kaynağı nedir ?

-Kangal köylerinin büyük bir çoğunluğu Alevi-Bektaşi’dir. Zaten saz çalma, deyiş söyleme onun ibadetinin içinde olan bir ritüeldir. Bence birinci etken budur. Bir diğer konuda, bu coğrafyadaki yaşam zorlukları ozanların dile getirdiği eser­lere esin kaynağı olmuştur. Çaresizlik, ayrılık, ölüm gibi konuları işlemişlerdir. Bir diğer olguda etkileşimdir. Çamşıhı gibi ozan diyarı bir bölgeye komşu ve akrabalık ilişkilerinden dolayı iletişim ozanların etkilenmesinde bir faktör olmuştur .

Ozan sizce nedir ? Sizce bu çizeceğiniz ozan profilinde kendinizi nereye koyarsınız ?

-Ozan doğadan aldığı değerleri ha­lka kendi dili ile yansıtır. Bu kültürü kuşaktan kuşağa taşırlar. Ozan çağına göre sanatçıdır. Toplumu değiştirir, öncülük yapar, birikimlerini sunar. Ozanlarında bir başka misyonları gez­ginliklerinden dolayı taşıyıcı, dağıtıcı görevlerini yapmışlardır.

Sivas ozanlar yatağıdır. Bir çok ozan yetiştirmiştir. Ozanlık gelenek ister , yaşayacağı ortam ister. Halk ozanları halktan aldığını tekrar halka verir. Ben de kendimi icracı olarak görüyorum.

Köyden kente göçün ozanlık geleneğine olumlu ve olumsuz etkileri nedir ?

-Önce artılarından başlamak iste­rim, kent yaşamı Türkiye’deki tüm ozanları bir araya getirerek, birbirilerini tanıyarak, etkileşim sayesinde eserleri­ne olumlu yansıyarak zenginleşir. Ozan kendini daha geniş kitlelere albüm ve konserler ile duyurma imkanına sahip olur . Ozanların şehir yaşamında bilgi birikimleri daha da artarak gözlemleri gelişir ve bu eserlerine de olumlu ola­rak yansır. Olumsuz yanı ise doğadan ve orada ki yaşamdan koptuğu için il­ham kaynaklarından yoksun kalır.

Sizler ile bir görüşmemizde, bir alan çalışması yaptığınızdan bahsetmiştiniz. Bu konuda ki çalışmalarınızı Mozaik okullar için paylaşır mısınız ?

-Halk Müziği ile olarak beslendiğimiz ana kaynak Halkbilimi olunca, bu da bizi alan çalışmasınayöneltti. “Abdal” toplulukları üzerine, yazar Esat Kork­maz başkanlığında bir ekip kurduk. Ta­rihçi -Araştırmacı yazar Hamza Aksüt, Antropolog Hasan Harmancı ve bende müzik boyutunda semahlar üzerine araştırma yaparak yardımcı olmaya çalışıyorum. Konuyu kendi alanında araştırma yaparak ortak bir çalışma üreteceğiz. Bu çalışmamızda kitap ve cd olarak yayınlanacak.

Ünlü yazarımız Yaşar Kemal’in deyimi­yle “Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş’ı bizlere anlatabilir misiniz?

-Neşet Ertaş’la yaklaşık yirmi yıllık bir dostluğumuz var. Artık onunla baba oğul gibiyiz. Birlikte dertleşiriz, birbiri­mize sırlarımızı açarız. Ondan çok feyz aldım. Onunla çalışmaktan ve sohbet etmekten büyük bir mutluluk duyuyo­rum. Onu dinlerken sanki Muharrem Ertaş’la kendimi onunla tanışmış gibi hissediyorum. Şimdi de tüm sazlarını biz yapıyoruz ve bundan da onur duyu­yoruz. Söz açılmışken burada bir büyük ustayı da anmadan geçemeyeceğim. Ege’nin yeteri kadar tanınmayan büyük hocası Hakk’a yürüyen Talip Özkan’dan bahsetmemek hocaya saygısızlık olur. O gerçekten de Ege yöresinin en güçlü yorumcularından birisiydi. Hoca ile çok dostluğumuz oldu. Kendisin­den bu konularda çok bilgiler aldım. Onu saygı ve rahmetle yad ediyorum. Burada bir defa da, yakın zamanda Hakk’a yürüyen Nejat Birdoğan hocayı analım. Onunla 1990 yılında tanıştım. Ondan çok şeyler öğrendim. Halkbi­limci ve Alevilik araştırmacısı Nejat Birdoğan’ın Anı kitabını Esat Hocanın editörlüğünde çıkardık. Nacizane ben­de bir yazımla bu kitaba katkıda bulun­dum. Bu çalışma ile Nejat Hocaya olan vefa borcumuzu yerine getirmiş olduk.

Halk Müziğini gelecek kuşaklara taşımada ki çalışmalarınızı yeterli bu­luyor musunuz ?

-Şimdi ki gençler daha şanslı ve eğitimli dershanelerin bu konuda eğitim verme ve halk müziği öğretme konusunda çok önemli bir misyonu var. Gençle­rin bu konuda eksikleri ise usta-çırak ilişkisinden çok uzaklar.

Saz yapımı öğrenmeye başladığınız o dönemde Hasan Çağlar’ın, Cafer Bakır Dedenin yapım teknikleri ile günümüz tekniklerinin farklarını anlatır mısınız ?

-İlk işe başladığım bundan kırk beş yıl önce saz yapım teknikleri, el be­cerisi ve o günün koşullarının elde olan imkanlarıyla ilkel aletlerle saz yapılıyordu. Ustalarımız sazları adeta hünerlerini katarak yapıyorlardı. Ama şimdi imalat teknolojinin getirdiği imkanlarla çok farklı bir boyuta geldi. Şöyle ki saz yapımında kullanılan ağaç çeşitleri çoğaldı. Beraberinde kullanılan malzemelerde cila, polyester , sedef süsleme etkenlerle sazın estetik yapısı ve görünümü çok daha farklı bir boyuta geldi. Günümüzde bağlamanın gerek yapısı, gerekse icrası anlamında çok önemli aşamalar kaydetmiştir.

Halk Müziğinin geleceğini nasıl bulu­yorsunuz ? Bu konudaki düşüncelerinizi ve yaşadığınız zorluklardan bahseder misiniz ?

-Halk Müziğinde öğrenme ya bizler gibi usta-çırak ilişkisiyle yada okul veya dershanelerde öğrenilir. Şimdi ise geçerli olan bu kurumlardır. Bence bu kurumların bu kültürü yaşatmak adına önemli bir misyonları vardır. Ben­de amatör bir ruhla bu kültürümüzü geleceğimize taşımak adına hiz­met etmeye devam ediyorum. Ama günümüzde öğrenci sayımız maalesef azaldı ama nitelikleri çoğaldı. Bu gibi kurumlara devlet destek olması gere­kirken belediyelerin İsmek gibi ücretsiz kurumları sayesinde haksız rekabet doğuyor.

Bizim şöyle bir misyonumuz var Türkiye’de yeteri kadar müzik okulları olmadığından bu açığı bizler gibi müzik evleri kapatmış oluyoruz. Burada okul düzeyinde dersler veriyoruz akademik kariyeri olan hocalarımızla bu eğitimi sürdürüyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir