Kangal fıkralarının geneline baktığımızda hazır cevaplılık, zekâ ve espri dolu öğeleri içerdiğini görürüz. Dolayısıyla toplumumuzun genel yapısı içerisinde barındıran bu özelliklerimiz de fıkralarımıza bir hayli yansımıştır. Kangal fıkralarında Bektaşi ve Nasrettin Hoca fıkralarının tadını bulursunuz. Bektaşi fıkralarının ana teması ise; güldürmekten çok düşündürmeye ve ders vermeye, bu ders yoluyla insanları eğiterek davranışlarında değişiklik yaratmaya yöneliktir.
Fıkraların sonunda söylenen bir cümle halk tarafından öyle benimsenmiştir ki, artık o söz deyim haline dönüşmüştür. Bir konuyu anlatmak için, fıkralarımızdaki o deyim kullanılarak daha pratik bir anlatım yolu izlenmiştir.
Kangal fıkraları denildiğinde akla gelen ilk isim: Karanlıklı Pirzo’dur. Hatta öyle ki, Pirzo fıkraları Kangal’ın da ötesinde çok geniş bir çevrede anlatılır olmuştur. Bu yazımızda Pirzo’dan bir tane örnek vermekten yetineceğiz. Ayrıca “Yaşamı, Soyağacı ve Fıkralarıyla Karanlıklı Pirzo” adlı çalışmamızı da yakında yine Kangal Dernekler Federasyonu yayınlarıyla kitaba dönüştürmenin çalışmalarının içinde olduğumuzun müjdesini de vermek isteriz.
Günümüze kadar anlatılan Kangal fıkralarından derlediklerimiz, bir kitap olacak kadar hacimdedir. Şimdi ise bu sayımızda, Kangal fıkralardan küçük bir demet sunarak, yüzünüzde az da olsa bir tebessüm yaratmayı amaçladık. İşte seçtiğimiz Kangal fıkralarından bir kaç örnek;
Ona Uyma
Zerk’in hocası Sevindik Erkul ile Cuma Karagöllü, henüz vasıtaların yaygın olmadığı zamanlarda, yaya olarak Hacıbektaş’a ziyarete gitmeye karar verirler.
Sabah erkenden yola çıkarak Deliktaş nahiyesinin, Çan Kulesi’nin olduğu yerde beş altı tane Kangal köpeğinin saldırısına uğrarlar. Sevindik Hoca kazağını çıkarıp sallayarak köpeklerden korunmaya çalışır. Hoca’nın elindeki kazağa dişleri takılan köpeğin birisi yere düşer, diğer köpekler de yere düşen köpeğe hücum edince, kendilerini kurtarırlar.
Bir hayli yorgun düşen ve arkadaşında kendisine yardım etmemesine çok kızan Sevindik Hoca arkadaşına hiddetle çıkışır;
-Neden köpeklere müdahale etmedin, der.
Cuma Karagöllü de sakin bir tavırla cevap verir;
-Anam bana önceden öğüt verdi. Dedi ki “Kömüşün oğlu Sevindik çok bulaşıktır, herkesle kavga eder, sen sakın ona uyma” dedi, der.
Sevindik Hoca’da daha da hiddetlenerek;
-Ula it’e de mi ben bulaştım.
Karışıklık
Çağlıcaören-Keçeciler köyünden Hüseyin Garip güz mevsiminde bir çuval buğdayı öğütmek için Akağıl değirmenine götürür. Eve dönerken bir arpa un çuvalını eşeğe yükleyerek eve getirir. Eşi çuvalı açarak yanlış un getirdiğini fark eder.
-Hüseyin Garip’te arpa çuvalını tekrar eşeğe yükleyerek değirmenin yolunu tutar. Değirmenciye yanlış çuval aldığını söyler ve buğday un çuvalını alarak köye döner.
Evin kapısında kendisini karşılayan eşi, Hüseyin Garip’e iltifatını eksik etmez;
-Senin gibi işini bileni de hiç görmedim.
Gel Gel
Pınargözü köyünden Mehmet Emmi hedik sergisini beklemek için gece damda yatar. Komşuları Mehmet Emmi’nin uykusunun ağır olduğunu bildikleri için, kendisine bir şaka yapmak isterler. Gece damda uyumasını fırsat bilen komşuları, yatağın dört bir ucundan tutarak sessizce köyün ana yolunun üzerine bırakırlar.
Sabaha karşı Kangal’a gidecek olan köyün minibüsçüsü Süleyman, yolun ortasında yatmakta olan Mehmet Emmi’yi görünce devamlı korna çalar. Korna sesini duyan Mehmet Emmi hala kendisinin damda yattığını düşündüğünden, yarı uykulu bir sesle;
-Zorla ha zorla Silo, zorla ki dama çıkasın…
Selam
Kangal’ın sonradan görme zenginlerinden olan Osman Ağa, alışverişe gelen köylülere başlar zenginliğini anlatmaya,
-iki bin koyunum var, bin beş yüz dönüm arazim var, elli tane tosunum var, diye sıralarken, Pirzo’da yanlarından selam vermeden geçer.
Osman Ağa, Pirzo’nun selam vermeden geçmesine bozulur, der ki;
– Neden selam vermeden geçiyorsun, Pirzo. Selam Tanrı selamıdır, deyince Pirzo’nun zaten cevabı hazırdır;
-Osman Ağa, yalanını bölmek istemedim de ondan selam vermedim.
Yeter mi?
Zerk- Çaltepe köyünden Abdulvahap Çeliker, tarlaya çalışmak için gitmeden önce gelinlerinden azık hazırlamalarını ister. Gelinler de kısa bir müddet hazırladıktan sonra söylenirler;
-Apo Paşa ,bir kazan dolma köfte, bir çarpım ekmek, bir bakraçta yoğurtlu köfte hazırladık, bunlar yerer mi? diye sorulunca, Abdulvahap Çeliker’de;
-Bunlar yeter mi kuzu, sanki bülbül besliyorsunuz.
Sağlam İş
Dağönü-Şako köyünden Hüseyin Sarıtaş’ın civcivleri daima kaybolur. Hanımı da civcivler kaybolmasın diye, hepsini birbirine ayaklarından bağlar.
Bir ara bir kartal civcivlerin birini kaptığı gibi uçmaya başlar. Diğer civcivler de bağlı olduğundan peşi sıra dizilirler. Bu durumu gören Hüseyin Sarıtaş hayret bir ifadeyle şöyle der;
-Nasıl da giden kardeşlerinin peşine düşmüşler, ciğer işte.
Veremem
Mamaş- Soğukpınar köyünden, Ali Palancı’dan bir komşusu sürüye göndermek için, Kangal çoban köpeğini ister. Ali Palancı da o komşusunu pek sevmediği için köpeğini vermek istemez. Mazeret olarak şöyle der;
-İtin işi var veremem.
Selam
Dağönü-Şako köyünden Hüseyin Sarıtaş artık yaşlanmıştır. Gözleri az görür bir haldedir. Bir gün yürüdüğü yolun üstündeki çayırda bir eşek otlanmaktadır. Karartıyı gören Hüseyin Sarıtaş;
-Selamünaleyküm, der.
Ancak cevap gelmeyince Hüseyin Sarıtaş kendi kendine söylenmeye başlar;
-Adam olmuş da selam almıyor, eşekoğlu eşek.
Çık Dışarı
Sancakkale köyünü geceleyin silahlı kaçaklar basarlar. Bir evin kapısını zorla açtırırlar. Ev halkı öldürülecekleri korkusuyla tir tir titremektedirler.
Kaçakların dikkatini yerdeki yatak çeker. Birisi yatağın içine gizlenmiş yatmaktadır. Yatan kişiye kaçaklardan birisi yorganın üzerinden silahla dokunarak;
-Çabuk yataktan çık, derler.
Yataktan cılız bir ses yükselir;
-Çıkarsam zayiat çok olur ha.
Paylaşmak
Dereköylü Mahmut Amca, Adana’da su kanalında çalışırken kaza geçirir. Kazada ayak parmaklarından biri kopar. Bir müddet hastanede yattıktan sonra hava değişimi için Dereköy’e gelir.
Köyde iyileşmesi için ailesi tarafından kendisine sürekli tavuk kesilir. Yine bir gün yemek yerken, evin kedisi yanına gelir ve miyavlamaya başlar. Mahmut Amca da;
-Sen de parmağını kopar paylaşalım.
Halay
Zerk-Çaltepe köyünde bir gelini arkadaşları düğününde halaya kaldırmak isterler. Gelin gönülsüz davranır ve halaya girmek istemez. Arkadaşları ısrar edince onları kırmamak adına zoraki halaya katılır.
Halayda ağırlama bölümü bittikten sonra sıra hoplama kısmına gelince gelin halaydan çıkar. Arkadaşlarının neden çıktın, sorusuna, gelin masum bir ifadeyle cevap verir;
-Yaslıyım da ondan.
Pahalı mı?
Mamaş-Soğukpınar köyünden Hüseyin Güzel, komşu köyden bir eşek satın alır. Köyün çıkışında birisi sorar;
-Hüseyin Emmi eşeği kaça aldın?
Hüseyin Güzel’de, aldığı fiyatı söyleyince, köylü eşeğin fiyatı pahalı bulur.
Hüseyin Güzel de gülerek köylünün kulağına sessizce şöyle der;
-Ses etme kivrası, bir de karnında var.
Yardım Olsun
Zerk-Çaltepe köyünden Hacı Tatlıcan, buğday satmak için kağnı arabasıyla Sivas’a gider. Buğday pazarında buğdayını sattıktan sonra, köye dönerken kağnısını boş gören bir köylü sorar;
-Hemşerim ne tarafa gidiyorsun?
Hacı Tatlıcan’da;
-Kangal Zerk köyüne gidiyorum der.
Köylü de;
-Madem boş gidiyorsun benim birkaç eşyam var, onları da götürebilir misin, diye sorar.
Hacı Tatlıcan’da boş gidene kadar, yardım olsun diye kabul eder ve eşyalarını sorar.
Köylüde başlar saymaya;
-Bir tane kilim var vesselam, bir tane soba var vesselam, bir kaç tane de torba var vesselam, bir tane de…
Hacı Tatlıcan köylünün lafını keserek;
-Ben de bunları götüremem vesselam.
KAYNAKÇA
1-) DÜZENLİ, Hüseyin, Karabel’in Tarihi ve Kanlı Aşireti II, Yazıt Yayınları, İstanbul, 2007
2-) DÜZENLİ, Hüseyin, Karabel’in Tarihi III ve Yayla Şenliği I, Martı Matbaacılık, İstanbul, 2007
3-) MOZAİK Gazetesi, Kangal Dernekler Federasyonu Yayınları, İstanbul, 2006
4-)ZELYUT, Rıza, Alevi- Bektaşilerde Mizah, Anadolu Kültür Yayınları, İstanbul, 1991